26 Kasım 2011 Cumartesi

YÖNETİM KURULU SIRLARI

Güven, insan ilişkilerinin olduğu kadar, kurumlararası ilişkilerin de sağlıklı gelişmesinin temelidir. Dünya küçüldükçe, kurumlararası ilişkiler ve karşılıklı bağımlılık artıyor. Kurumlar, başarı için sadece kendi kaynaklarını değil, aynı zamanda başkalarının da kaynaklarını kullanmak zorunda kalıyorlar. Başkalarının kaynaklarına ulaşabilmek için ise onlara güven veren ilişkiler kurabilmeleri gerek. Bu nedenle, güvenilir olmak başarı için, gelişme için hayati bir önem taşıyor.

Örneğin, şirketler gerek sermaye yapıları, gerekse kredi kullanımları açısından dünya ile rekabet edebilmek için uluslararası finansal piyasalara bağımlı hale geliyor. Aynı şekilde, şirketlerin dünya ekonomisinin gelişmesindeki rolleri arttıkça sorumluluk alanları da genişleyerek, sadece hissedarları değil, aynı zamanda tüm sosyal paydaşları da kapsar hale geliyor. Kurumsal yapıların finansal piyasalara ve şirketin ilişkide olduğu tüm kesimlere güven verici nitelikte olması başarı için vazgeçilmez oluyor. Çünkü, yönetiminkalitesi yöneticilerin kalitesi kadar kurumsal yapının kalitesine de bağlı. Kurumsal yönetişim (“corporate governance”) küçük ve büyük hissedarlar, Yönetim Kurulu, üst yönetim ve çalışanlar arasındaki ilişkilerin ilkelerini, yetki ve sorumluluk alanlarının dağılımını ve organizasyonunu belirleyen kurumsal yapıların kalitesini, güvenilirliğini ve şeffaflığını kapsıyor. Kurumsal yönetişim bu kesimler için olduğu kadar kredi verenler, tedarikçiler, müşteriler ve toplum için de önem taşıyor. Kurumsal yönetişim, kurumsal güvenin temelini oluşturuyor. Paydaşlarına güven sağlayabilen kurumlar, tüm değer zincirinde daha çok kaynağı harekete geçirip vizyonları doğrultusunda yönlendirerek, başarıya daha kolay ulaşabiliyor ve sürdürülebilirliği sağlayabiliyorlar. Bu nedenle, kurumsal güvenin temelini oluşturan kurumsal yönetişim. küçük-büyük veya halka açık-aile şirketi ayırımı olmaksızın her geçen gün daha yaygınlaşıyor. Kurumsal yönetişim, kurumun tüm paydaşlarıyla ilişkilerindeki davranışlarını ve iletişiminiyürüten herkesin görevi olmakla birlikte, kurumların en üst karar ve denetim organı olan Yönetim Kurullarındaki uygulamalar, bu yönetim anlayışının kurum kültürü haline gelmesinin temelini oluşturuyor. Dünyada kurumsal yönetişim ilkeleri gün geçtikçe yaygınlaşıyor. Kurumsal yönetişimin ana ilkeleri; etkililik, tutarlılık, şeffaflık, adil olmak, hesap verebilirlik, katılımcılık/yayılım ve sorumluluktur. Bu ilkeler ışığında kurumsal yönetişim, bir kurumun hedeflerine ulaşması ve en üstün performansı göstermesi çısından önem taşır. Bu konudaki zaafiyetler, Enron ve Arthur Andersen örneğinde görüldüğü gibi dünya devi bir şirketin çok kısa zamanda yok olmasına bile neden olabilir. Bir kurumun başarılı olabilmesi için kaynaklarını hedeflenen sonuçlar doğrultusunda etkili bir şekilde kullanması gerekir. Her kurum yaklaşımları ile sadece kendi kaynaklarını değil, aynı zamanda tüm değer zincirinde kaynakların nasıl kullanıldığını da etkiler. Bu nedenle benimsediği politikalarda tutarlılık ilkesine uyması, değer
zincirinin tümünde beklentilerin doğru oluşmasına ve zincirin bir
bütün olarak daha güçlü olmasına yardımcı olur. Her kurum sadece
finansal kaynaklar açısından değil, değer yaratabilmek için
kullandığı tüm kaynaklar açısından başkalarının güvenini kazanmak
durumundadır. Güven ise ancak şeffaflık ile sağlanabilir.
Başkalarının kaynaklarını kullanan her kişi ve kurum, bu kaynakların
kullanımında adil olmayı ve hesap verebilir olmayı ilke edindiğinde,
daha geniş kaynaklara ulaşabilir ve gelişmesini sürdürebilir. Bu
nedenle, adil olmak ve hesap verebilirlik de gelişmenin temel
unsurlarındandır. Değer yaratabilmek için dengeli bir şekilde risk
üstlenilmesi ve güç kararların alınması gerekir. Böylesi kararların
alınmasında en üst düzeyde inisiyatif alınması ve sorumluluk
üstlenilmesi gerekir. Kurumların başarı grafiklerinin yükselebilmesi
için sürekli gelişmeleri gerekir. Gelişme ise sadece kurumun
tepesinde değil, her seviyesinde yenilikçiliğin hayata geçirilmesi ile
sürdürülebilir bir nitelik kazanabilir. Bu nedenle, katılımcı yönetim
anlayışı kurumda odaklanmayı ve sürekli gelişmeyi olanaklı kılar.
Günümüzde kurumların başarısı; güç sahiplerinin, karar vericilerin
katılımcı bir yaklaşımı, şeffaflık ve hesap verme kültürünü
benimsemelerini, adil ve tutarlı olmalarını ve “kurumsal güven”
veren yönetim yapılarını gerektiriyor.
Kurumsal yapıların en önemli organı, Yönetim Kurullarıdır. Her
kurum için en yetkili karar mercii olan Yönetim Kurullarının
kimlerden oluştuğu, Yönetim Kurullarının hangi konulara
odaklandığı, nasıl çalıştıkları ve kendilerini sürekli olarak geliştirmek
üzere neler yaptıkları gibi konular, kararların da, yönetimin de
kalitesini etkileyen unsurlardır. Yönetim Kurulları şirketi yönetmez
yönlendirir, danışmanlık yapar, uygun bulmadığı kararları veto eder
ve gerektiğinde de yönetici kadroda değişiklikler yapar. Yönetim
Kurullarının yönlendirme ve denetleme görevini iyi yapabilecek
bir yapıya, süreçlere ve üyelere sahip olması, kurumların başarılı bir
şekilde yönetilmesinin ön koşuludur.
Yönetim Kurulunun misyonu, en yüksek karar mercii olarak kurumu
proaktif bir şekilde yönlendirmek, uzun vadede hissedarlarına
sürekli ve kalıcı değer yaratmaktır. Kurumları başarıya taşıyan,
değer yaratılmasını sağlayan en önemli unsurlardan birisi de
stratejik seçimleridir. Stratejinin özü seçim yapmaktır. Yapılan her
seçim ise risk içerir. Çünkü seçmek, aynı zamanda bir başka
seçeneği reddetmek demektir. Bir yolu seçen, diğerlerini elemiş
olur. Seçimler geleceğe yöneliktir, oysa gelecek belirsizdir. Stratejik
seçimlerin yapılmasında farklı bakış açılarına ve bağımsız düşünme
yetkinliğine sahip, deneyimli bir Yönetim Kurulunun konuyu detaylı
bir şekilde irdelemesi stratejik karar kalitesini artırır.
Yönetim Kurulu günlük operasyonların içinde olmasa da, oyunun
kurallarını belirleyen ve hem antrenör hem de hakem rolü oynayan,
etkisi çok yönlü olan bir organdır. Yönetim kurulları stratejik
seçimlerin getiri-risk profili, performansın kısa ve uzun vade
dengesi, çıkarların paydaşlar arasında adil olarak korunması,
inisiyatif alma ve yenilikçiliği teşvik ile denetim ve kontrol
fonksiyonları arasında dengeleri korumakla yükümlüdür. Bu nedenle
kararlarında sağduyulu bir denge sağlaması önem taşır. Yönetim
Kurullarının kural koyucu, yönlendirici, denetleyici ve aynı zamanda
örnek olma sorumlulukları güçlü bir yapıyı zorunlu hale getirir.
Şirket yönetimi, şirketi hissedarlar ve hissedar olmayan diğer
paydaşlar adına yönetmekle sorumludur. Ancak, yönetenlerle
hissedarlar arasında herhangi bir çıkar çatışmasının oluşmasını
önlemek ve yönetimin aldığı risklerin tutarlı ve dengeli olmasını
sağlamak için şirketin iş alanını, rekabet durumunu iyi anlayıp
dengeli kararlar alınmasını gözetmek gerekiyor. Kurumların
sürdürülebilirliğini sağlamak için risk yönetimi ve iç/dış
denetim değerlendirmeleri sağduyulu, adil ve değer artırıcı bir
şekilde yapılmalıdır ve bu da ancak önemli bir deneyim birikimi ile
gerçekleştirilebilir. Bu değerlendirmelerin şeffaf bir şekilde, karşılıklı
sorgulama ile gerçekleştirilmesini sağlamak için, entelektüel
bağımsızlık sergileyebilecek deneyimli ve sağduyulu üyelerden
oluşmuş bir Yönetim Kurulu gerekir ve bu niteliklere sahip bir
Yönetim Kurulu, kurumun sürdürülebilirliği açısından büyük önem
taşır.
Bir kurumun en önemli varlıkları arasında insan kaynağı ve özellikle
yönetim ekibi yer alır. Bu ekibin yetkinliklerinin ve performansının
değerlendirilmesi, gerektiği durumlarda ekibe yeni kişilerin
kazandırılması ve bu ekibin motivasyonunu yüksek düzeyde
tutabilecek adil ödüllendirme mekanizmalarına işlerlik kazandırılması
da kurumun geleceğini belirleyen bir başka faktördür. Bu
değerlendirmelerin adil olarak yapılması ise iyi çalışan bir Yönetim
Kurulu ile mümkündür.
Yönetim Kurulu bu ana görevine ek olarak kurumsal itibarı
korumak ve geliştirebilmek için kurumun tüm paydaşlarına -
müşterilerine, çalışanlarına, tedarikçilerine ve toplumun diğer
kesimlerine - karşı sadece kanunlar açısından değil, aynı zamanda
taahüt ettiği değerler, iş etiği ve kurumsal yönetişim ilkeleri
açısından da sorumludur.
Bu nedenle, kurumların Yönetim Kurullarının oluşumu, yapısal
reformların öncü adımlarından birini oluşturur. Şirketlerin kurumsal
yönetişim ilkelerine uygun olarak yönetilmesi yönetim kalitesinin
artırılması açısından önemlidir. Ülkemizde şirket ile büyük ortak
arasındaki ilişkiler kurumsal yönetişimin gelişmesi önündeki önemli
engellerden birisini oluşturuyor. Bu nedenle, bir şirketin en üst
yönetim organının herhangi bir ortak değil, Yönetim Kurulu olduğu
anlayışının benimsenmesi kritik bir öncelik olarak ortaya çıkıyor.
Yönetim Kurulları şirketleri sadece en büyük ortağın çıkarlarını
gözeterek değil, diğer küçük hissedarların ve tüm paydaşların
çıkarlarını gözeterek yönetmekle sorumludur. Yönetim Kurulu,
şirketin en önemli stratejik varlıkları arasındadır. Dolayısıyla,
Yönetim Kurullarına seçilen üyelerin yetkinlikleri ve deneyimlerine,
bağımsız olmalarına ve kurulun işlemesi için oluşturulacak kurallara
özen gösterilmesi, kurumun başarısı ve sürdürülebilirliğine katkı
sağlar.
Kurumsal güvenin sağlanmasında tek bir reçete olmamakla birlikte
bazı uygulamaların ağırlık kazandığı gözlenmekte. Örneğin,
demokrasilerin temel ilkelerinden olan güçler ayrılığı prensibi
şirketlerde de hayata geçiriliyor ve bu amaçla Yönetim Kurulu
Başkanı ve genel müdürün ayrı kişiler olmasına dikkat ediliyor, ya
da finansal denetim görevi bağımsız üçüncü bir kuruma veriliyor.
Bilgi paylaşımı da güven tesis edilmesinin en temel girdilerinden
biri olarak ortaya çıkmakta. Bu nedenle, herhangi bir kurum ile
paydaş ilişkisinde bulunanların, örneğin yatırımcıların kolayca
anlaşılabilir bilgiye eşzamanlı olarak erişebilmesi de gün geçtikçe
aranılır hale geliyor. Bilgi sunumunda küçük veya büyük,
yönetimde bulunan veya bulunmayan tüm hissedarlara adil
davranılması da önem kazanıyor.
Güvenilir olmak, kişiler için olduğu kadar kurumlar için de zor
kazanılan bir değerdir. Güvenilir olabilmek, uzun bir zaman içinde
elde edilebilmesine rağmen, çok kısa sürede yitirilebilir. Güvenilirlik,
sözlerin ötesinde eylemlerin tutarlılığı ile kazanılır. Çünkü
davranışlar öncelikleri ve tercihleri göstermede sözcüklerden çok
daha etkilidir.
Küresel kaynakları kullanarak gelişen kurumlar, bu kaynaklarda
payı olan herkese hesap verme olgunluğu ve bilincine doğru
ilerliyor. Dinlerin öngördüğü, “kimse görsün veya görmesin
yaptığımız her hareketten ve verdiğimiz her karardan sorumlu
olduğumuz” bilinci ve “büyük hesap verme günü”nün sorumluluğu,
kurumsal kararlardaki şeffaflık gereksinimi ile her geçen gün
daha da somut bir şekilde örtüşüyor.
Kurumsal yönetişim sadece halka açık büyük şirketler için değil,
aynı zamanda aile şirketi konumunda olan KOBİ’ler için, hatta kâr
amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşları için de gereklidir. Çünkü,
kurumsal yönetişim, kurumların gerek yönetimsel açıdan, gerekse
kaynaklara ulaşımının sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Ayrıca
kurumsal yönetişim, aile içi çatışmaların önlenmesi, yetenekli insan
kaynaklarının kuruma kazandırılması ve kurumun itibarının ve
değerinin artırılmasını sağlar.
Ayrıca kurumsal yönetişim, şirketleri halka açılmaya veya ortak
alabilmeye de hazırlar, paydaşlarıyla güvenilir ilişkiler kurulmasına
destek olur.
Son dönemlerde çeşitli ülkelerde yaşanan yönetim skandalları
Yönetim Kurulları ile ilgili birçok yeni düzenlemenin gündeme
gelmesine neden oldu. Ancak, yalnızca sıkı kurallar koyarak Yönetim
Kurullarının iyi çalışmasının sağlanabileceğine inanmak, yönetim
kalitesini yükseltmek için daha fazla bürokrasiye başvurmak
demektir. Oysa, iyi yönetişim kurallarla değil, davranışlarla
sağlanır. Kurallar önemlidir, ancak iyi yönetişimin temel ilkelerinin
ruhunu anlamaksızın, sadece çeşitli otoritelerce oluşturulan
kurallara uyum için atılan adımların yönetim kalitesini geliştirmesini
beklemek gerçekçi değildir. Kurumsal yönetişim bir kültürdür,
bir iklimdir ve bir davranışlar bütünüdür.
Dünyayla rekabet edebilmek, gelişmelere ayak uydurabilmek için
öncelikle kurumsal yönetişim ilkelerine uyum sağlanmalıdır. Bunu
AB, IMF, Dünya Bankası veya yabancı ortaklarımız istiyor diye değil,
daha rekabetçi olabilmek, riskleri daha iyi yönetebilmek, dünya
kaynaklarından daha fazla faydalanabilmek ve gelişmeyi sürekli
kılabilmek için gerçekleştirmeliyiz.
“Yönetim Kurulu Sırları: Yaşam Kalitesi için Kurumsal Yönetişim”
başlıklı kitabımın ülkemizde kurumsal yönetişim kültürünün
gelişmesine, kurumlarla paydaşları arasında güven veren ilişkiler
kurulmasına ve kurumlarımızın sürdürülebilir başarıyı yakalayarak
toplumun yaşam kalitesini yükseltmelerine yardımcı olması
dileklerimle....
Dr. Yılmaz Argüden

25 Kasım 2011 Cuma



YENİ TÜRK TİCARET KANUNU’NA GÖRE DENETÇİLERİN ATANMASI VE GÖREVDEN ALINMASI



I- GİRİŞ
Bilindiği üzere, yürürlüğe girmesine kısa bir süre kalan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (YTTK) TBMM Genel Kurulu’nca kabul edilerek Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. İçerik ve sistematik olarak birçok yeniliği ihtiva eden YTTK’da, anonim ve limited şirket organları yeniden organize edilmiş ve bir takım yeni düzenlemeler yapılmıştır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (ETTK) şirket organlarından sayılan “Denetim Kurulu” kanuni ifadeyle murakıplık müessesi yerini uluslararası denetim standartlarına uyumlu Türkiye Denetim Standartlarına göre yapılması öngörülen bağımsız denetime bırakmıştır. Bağımsız denetimin serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavirler veya bunların ortak olduğu bağımsız denetim kuruluşları tarafından yerine getirilmesi öngörülmüştür.
Ayrıca, YTTK’da konuyla ilgili olarak, bağımsız denetimin nasıl yapılacağı, denetimin konusu ve kapsamının ne olacağı, kimlerin denetçi olabileceği, denetçilerin seçilmesi ve görevden alınmasının usulü, denetçilerin görev ve sorumlulukları, yapılan denetimin sonuçları ve etkileri gibi hususlarda düzenlemeler de yer almaktadır. Bu çalışmamızda 6102 sayılı Kanun’da büyük bir önem atfedilen bağımsız denetim kapsamındaki bağımsız denetçilerin atanması ve görevden alınması konusu üzerinde durulacaktır.
II- 6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNUNA GÖRE BAĞIMSIZ DENETÇİLERİN ATANMASI
6102 sayılı YTTK’ya göre, şirketin finansal tablolarını uluslar arası denetim standartlarına uyumlu Türkiye Denetim Standartlarına göre denetlemekle görevli olan bağımsız denetçiler şirket genel kurulu, topluluk denetçisi ise ana şirketin genel kurulu tarafından seçilecektir (YTTK md. 399).
Şirketin denetimi aynı zamanda yönetiminin denetlenmesi anlamına geleceğinden kanun koyucu denetçinin seçilmesi görevini genel kurula vermiş ve bu görevin devredilemeyeceğini de hükme bağlamıştır (YTTK md. 408). Böylelikle yönetim kurulunun hem şirketin işlem ve faaliyetlerini yürütmesi hem de bu işlem ve faaliyetleri denetleyecek olan denetçiyi seçmesinin önüne geçilmiştir. Başka bir anlatımla, şirket faaliyetlerini yürüten organla bu faaliyetleri denetleyecek denetçiyi seçecek organı ayırmıştır.
Diğer taraftan, genel kurul toplantısından önce denetçinin seçimi konusunda bir çalışma yapılması gerekeceği açıktır. Bu kapsamda yönetim kurulu tarafından sözleşme imzalanması düşünülebilecek bağımsız denetçiler veya bağımsız denetim kuruluşları genel kurula sunulmalıdır. Zira olağanüstü haller dışında yılda bir kez toplanan genel kurulun hiçbir çalışma ve öneri olmadan denetçi seçmesi ve bu konuda karar alması beklenemez. Kanun’da bu konuda açık bir hüküm bulunmasa da söz konusu çalışmanın yönetim kurulu tarafından yerine getirilmesi gerekecektir. Ayrıca, pay sahiplerinin de bu konuda teklifleri varsa yönetim kurulunun önerilerinin yanında söz konusu tekliflerinde dikkate alınması ve genel kurulca bir değerlendirme yapılarak denetçi atanması uygun olacaktır.
Ayrıca, genel kurulca denetçi seçimine ilişkin yapılacak değerlendirmede ve alınacak kararda Kanunun 400. maddesinde belirtilen, denetçinin bağımsızlık şartlarını taşıyıp taşımadığı ve denetçi niteliklerine sahip olup olmadığı hususlarına dikkat edilmesi gerekmektedir.
Bağımsız denetçiyi seçme görevi genel kurulun yetkisinde olmakla birlikte yine Kanunda belirtilen özel durumlarda yönetim kurulu da denetçiyi seçebilecektir. Bu bağlamda, denetçinin fesih ihbarında bulunması durumunda yönetim kurulu geçici bir denetçi seçmek ve fesih ihbarını genel kurulun bilgisine, seçtiği denetçiyi de genel kurulun onayına sunmakla yükümlüdür. Ancak her halükarda seçilen denetçi genel kurulun onayına sunulmak zorundadır (YTTK md. 399).
Diğer taraftan, denetçilerin her faaliyet dönemi için seçilmesi gerekmektedir. Denetçinin görevini yerine getireceği faaliyet dönemi bitmeden seçilmesi şarttır. Bununla birlikte, eğer denetçi genel kurul tarafından faaliyet döneminin dördüncü ayına kadar seçilememişse, yönetim kurulunun, her yönetim kurulu üyesinin veya her bir pay sahibinin istemi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince bir denetçi atanacaktır (YTTK md. 399).
Son olarak, seçilen denetçinin ticaret siciline tescil edilmesi ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile şirketin internet sitesinde ilan edilmesi gerekmektedir. Bu görev ise yönetim kuruluna verilmiştir.
III- 6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU’NA GÖRE BAĞIMSIZ DENETÇİLERİN GÖREVDEN A-LINMASI
Kanun’da öngörülen denetimin arzulanan amaca ulaşması, bağımsızlık ilkesinin sağlanması, keyfi davranışların önüne geçilmesi amacıyla seçilen denetçinin görevden alınmasına belirli sınırlamalar getirilmiştir. Kanun’da denetçi ile yapılan sözleşmenin devamlılığı ilke olarak kabul edilmiş, gerek şirket tarafından denetçinin görevden alınması gerekse denetçi tarafından sözleşmenin feshedilmesi istisnai bir durum olarak düzenlenmiştir.
Buna göre bir önceki bölümde ayrıntılı olarak belirtildiği üzere genel kurulca atanan denetçi, ancak şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince ve haklı sebeplerin varlığı halinde görevden alınabilir (YTTK md. 399).
Haklı sebebin ne olduğu Kanunda açıkça belirtilmese de meslekî yetersizlik, denetçinin çalışma tarzı, şirkete zaman ayıramaması, bilgi sızdırması, taraf tutması gibi nedenler haklı sebep olarak değerlendirilebilecektir.
Belirtilen düzenleme ile Kanun denetçiye, denetim faaliyetini baskı altında bulunmadan gerçekleştirmesi, işini bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine uygun olarak yerine getirmesi amacıyla bir nevi güvence sistemi oluşturmuştur. Ayrıca, denetçi ile yapılan sözleşmenin ‑kural olarak- feshedilmemesi ilkesi kabul edilerek, yönetim kurulunun istemediği denetçiyi görevden uzaklaştırması olanağı ortadan kaldırılmıştır.
Burada bahsedilmesi gereken önemli bir husus da bir denetçinin görevden alınmasının, yerine yenisinin atanmış olmasına bağlı olduğudur. Yoksa denetçi azledilip daha sonra yerine yenisi atanamaz (YTTK md. 399). Mahkeme denetçinin görevden alınması yönündeki istemi değerlendirirken öncelikle haklı bir sebebin olup olmadığına bakacak ve haklı sebebin olduğuna kanaat getirirse başka bir denetçi atayacaktır. Yani mahkemenin bir denetçiyi görevden alma ve başka bir denetçiyi atama kararı, eşzamanlı olmalıdır. Başka bir deyişle, yönetim kurulu veya genel kurul, denetçi ile yapılan sözleşmeyi feshedip kendiliğinden başka bir denetçi atayamayacaktır.
Diğer taraftan, Kanun’da denetçinin görevden alınmasına ilişkin davanın kimler tarafından açılabileceği sınırlı sayı ilkesine göre belirlenmiştir. Buna göre denetçinin görevden alınmasına ilişkin istem, yönetim kurulu, sermeyenin yüzde onunu, halka açık şirketlerde esas veya çıkarılmış sermayenin yüzde beşini oluşturan pay sahipleri tarafından yapılabilecektir. Ancak, azlığın bu davayı açabilmesi için, denetçinin seçimine genel kurulda karşı oy vermiş, karşı oyunu tutanağa geçirtmiş ve seçimin yapıldığı genel kurul toplantısı tarihinden itibaren geriye doğru en az üç aydan beri şirketin pay sahibi sıfatını taşıyor olması şarttır.
Yukarıda belirtilen kişiler, denetçi seçiminin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edilmesinden itibaren üç hafta içinde bu davayı açabilirler. Kanunda belirtilen üç haftalık dava açma süresinin hak düşürücü bir süre mi olduğu konusunda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte, söz konusu süre geçtikten sonra, seçilmiş olan denetçinin, denetçi niteliklerini kaybetmesi ya da bağımsızlığını zedeleyecek bir durumun gerçekleşmesi veya ortaya çıkması durumunda da açılabileceği düşünülmektedir.
IV- SONUÇ
6102 sayılı YTTK ile ETTK’da şirket organlarından sayılan “Denetim Kurulu” yerini bağımsız denetime bırakmıştır. YTTK denetçilerin seçimi ve görevden alınmalarıyla ilgili bir takım sınırlamalar getirmiş ve şirket organlarına, pay sahiplerine ve yargı mercilerine bir takım görevler yüklemiştir.
Bu bağlamda Kanun, denetçilerin seçilmesi görevini şirket genel kuruluna vermiş ve bu görevin devredilemeyeceğini de ayrıca belirtmiştir. Yönetim kurulunun denetçiyi seçmesi hususu istisnai bir durum olarak öngörülmüş, ancak seçilen denetçinin her halükarda genel kurulun onayına sunulması zorunlu kılınmıştır. Genel kurulun denetçi seçme görevini yerine getirmemesi durumunda denetçinin mahkeme tarafından atanacağı da hükme bağlanmak suretiyle bu konudaki boşluk doldurulmaya çalışılmıştır.
Diğer taraftan, Kanun’da, denetçi ile yapılan sözleşmenin devamlılığı ilke olarak kabul edilmiş, gerek şirket tarafından denetçinin görevden alınması gerekse denetçi tarafından sözleşmenin feshedilmesi istisnai bir durum olarak düzenlenmiştir.
Buna göre, genel kurulca atanan bir denetçinin, ancak mahkeme tarafından ve haklı sebeplerin varlığı halinde görevden alınabileceği hüküm altına alınmış, bir denetçinin görevden alınabilmesi için yerine yenisinin atanmış olması şart koşulmuştur. Bu düzenleme ile Kanun denetçiye, denetim faaliyetini baskı altında bulunmadan gerçekleştirmesi, işini bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine uygun olarak yerine getirmesi amacıyla bir tür güvence sistemi oluşturmuştur. Yönetim kurulu veya genel kurulun, denetçi ile yapılan sözleşmeyi feshedip kendiliğinden başka bir denetçi ataması engellenmiştir.
Sonuç olarak, eski anlayış ve uygulama terk edilerek şirketler açısından denetimin önemi vurgulanmış, hali hazırdaki yeterli bilgiye sahip olup olmadığına bakılmaksızın genel kurulca rastgele denetçi seçilmesi uygulaması ve bu denetçiler tarafından hazırlanan çok kısa hiçbir muhasebe ve denetim tekniği kullanılmadan hazırlanan tahlil, inceleme, değerlendirme, analiz, öngörü ve delil içermeyen raporlama anlayışının yerine, denetimin, bu konuda yeterli bilgiye sahip, şirket organizasyonundan ayrı bağımsız denetçiler tarafından uluslararası denetim standartlarına uygun olarak yerine getirilmesi amaçlanmıştır. Bu düzenlemeler pay sahiplerine, yöneticilere, şirket alacaklılarına, yatırımcılara ve kamuoyuna doğru bilgilerin sunulması, mevcut durumdan hareketle alınması gereken önlemlerin belirlenmesi, doğru kararların alınması gibi olumlu etkilerinin olacağı düşünülmekle birlikte, söz konusu hükümlerin etkileri uygulamaya başlandıktan sonra netlik kazanacaktır.
Yazar:Hasan TEPELİ*
Yaklaşım / Kasım 2011 / Sayı: 227

23 Kasım 2011 Çarşamba

Yeni Türk Ticaret Kanunu‘na Göre İnternet Sitesi Açma ve Bilgi Verme Zorunluluğu


A – Giriş
1535 maddeden oluşan 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu 14 Şubat 2011 tarih ve 27846 sayılı resmi gazetede yayınlanmıştır. 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu (Yeni TTK) ile birlikte iş hayatımıza giren ve dikkat edilmesi gereken yeni düzenlemelerden birisi de internet sitesi ile ilgili zorunluluktur. Yeni olarak ifade ediliyor çünkü bir önceki kanunda (6762 sayılı TTK) böyle bir madde yoktu. Yazımızın içeriği; internet sitesi açma, bilgi ve belgelerin yayınlanma zorunluluğu ve sitede kalma süresi oluşturmaktadır. Yeni  TTK ya göre internet sitesi açma zorunluluğu hakkında 1524. Md ile ilgili detay bilgi vermeden önce,  Yeni TTK hakkında genel bir bilgilendirme yapmak faydalı olacaktır.
B- Yeni TTK  hükümlerine göre önemli tarihler hakkında genel  bilgiler
6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’ a göre; Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ile ilgili hükümleri 01.01.2013 tarihinde, diğer düzenlemeleri ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecektir.
Yeni TTK da dikkat edilmesi gereken tarihler aşağıdaki gibidir:[1]
  • 1 Ocak 2012 : 1 Ocak 2013 tarihinden itibaren tüm Şirketler artık finansal tablolarını Türkiye Muhasebe Standartları’ na göre hazırlamak zorundadır. Ancak TMS’ ye göre mali tabloların karşılaştırma esasına göre hazırlanması gerekmektedir. Bu sebeple 31.12.2013 tarihi itibariyle hazırlanacak mali tablolar 31.12.2012 tarihli mali tablolar ile karşılaştırmalı olarak sunulacaktır. Ayrıca 2013 yılı muhasebe açılış kaydının TMS’ ye uygun yapılması da diğer bir zorunluluktur. Bu sebeple ilgili tüm kesimlerin 1 Ocak 2012 tarihine kadar TMS’nin uygulamasına yönelik hazırlıklarını tamamlamaları yararlı olacaktır. 2012 yılında düzenleyecekleri Bilanço, Gelir Tablosu, gibi finansal tablolarını TFRS/TMS ye göre düzenlemeleri gerekecektir. Ayrıca  2012 yılında Nakit akış tablosu ve Özkaynak Değişim Tablosu da  düzenlemeleri ve bu konuda bilgilerin tazelenmesi gerekecektir.
     
  • 1 Temmuz 2012 : 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesi. (Madde 1534)
     
  • 14 Ağustos 2012 : Anonim şirketler esas sözleşmelerini, limited şirketler sözleşmelerini bu tarihe kadar yeni Türk Ticaret Kanunu ile uyumlu hale getireceklerdir. (6103 Madde 22)
     
  • 1 Ocak 2013 : Bu tarihten itibaren muhasebe kayıtları ve finansal tabloların TMS/TFRS’ ye göre düzenlenmesi gerekecektir. (Madde 1534/3)
     
  • 1 Mart 2013 : Bağımsız denetçi seçilmesi için son tarihtir. Atama yapmayan Şirketlere mahkemece atama yapılacaktır. (Geçici Madde 6/3)
     
  • 1 Temmuz 2013 : Sermaye Şirketleri için internet sayfalarının hazırlanması ve yayınlanması için son tarih. Bu tarihten itibaren üç ay içinde internet sitesi kurma zorunluluğunu yerine getirmeyenler için ise çeşitli hapis ve para cezaları öngörülmektedir. (Madde 1534/1)
     
  • 14 Şubat 2014 : Anonim ve limited şirketler, Türk Ticaret Kanununun yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde yani 14 şubat 2014 tarihine kadar sermayelerini, Kanunun 332 ve 580 inci maddelerinde öngörülen tutarlara yükseltmek zorundadırlar. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bu süreyi birer yıl olarak en çok iki defa uzatabilecektir. (6103 sy.kanun Madde 20)
C- İnternet Sitesi açma ve bilgi verme hakkında detay bilgiler
Yeni Türk Ticaret Kanunu 1524 md.  göre; Sermaye şirketlerinin internet sitesi açması yada internet sitesi mevcutsa aşağıda detay bilgileri belirtilen konuların yayımlanması gerekmektedir. Tüm şirketler değil, sadece sermaye şirketleri web sitesi yaptırmak zorundadırlar. Sermaye şirketleri şunlardır: Anonim Şirketler, Limited Şirketler  ve Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit Şirketler
İnternet sitesinde bulundurulması zorunlu bilgi ve belgelerin bulundurulmaması veya yanlış bulundurulması durumunda; şirket hakkında tüm cezai ve hukuki sonuçlar uygulanması saklı tutulmuştur.
Yeni TTK da yer alan 1524 maddesine göre internet sitesinde bulunması zorunlu bilgiler aşağıda belirtildiği gibidir:[2]
D) Elektronik işlemler ve bilgi toplumu hizmetleriI- İnternet Sitesi
MADDE 1524
-
a) Şirketçe kanunen yapılması gereken ilanlar.b) Pay sahipleri ile ortakların menfaatlerini koruyabilmeleri ve haklarını bilinçli kullanabilmeleri için görmelerinin ve bilmelerinin yararlı olduğu belgeler, bilgiler, açıklamalar.
c) Yönetim ve müdürler kurulu tarafından alınan; rüçhan, değiştirme, alım, önerilme, değişim oranı, ayrılma karşılığı gibi haklara ilişkin kararlar; bunlarla ilgili bedellerin nasıl belirlendiğini gösteren hesapların dökümü.
d)
Değerleme raporları, kurucular beyanı, payların halka arz edilmesine dair taahhütler, bunlara ait teminatlar ve garantiler; iflasın ertelenmesine veya benzeri konulara ilişkin karar metinleri; şirketin kendi paylarını iktisap etmesi hakkındaki genel kurul ve yönetim kurulu kararları, bu işlemlerle ilgili açıklamalar, bilgiler, belgeler.e) Ticaret şirketlerinin birleşmesi, bölünmesi, tür değiştirmesi hâlinde, ortakların ve menfaat   sahiplerinin   incelemesine  sunulan  bilgiler,  tablolar,  belgeler;  sermaye  arttırımı, azaltılması dâhil, esas sözleşme değişikliklerine ait belgeler, kararlar; imtiyazlı pay sahipleri genel kurulu kararları, menkul kıymet çıkarılması gibi işlemler dolayısıyla hazırlanan raporlar.f) Genel kurullara ait olanlar dâhil her türlü çağrılara ait belgeler, raporlar, yönetim kurulu açıklamaları.g) Şeffaflık ilkesi ve bilgi toplumu açısından açıklanması zorunlu bilgiler.h) Bilgi alma kapsamında sorulan sorular, bunlara verilen cevaplar, diğer kanunlarda pay sahiplerinin veya ortakların aydınlatılması için öngörülen hususlar.
ı)
Finansal tablolar,  kanunen açıklanması gerekli ara tablolar, özel amaçlarla çıkarılan bilançolar ve diğer finansal tablolar, pay ve menfaat sahipleri bakımından bilinmesi gerekli finansal raporlamalar, bunların dipnotları ve ekleri.i) Yönetim kurulunun yıllık raporu, kurumsal yönetim ilkelerine ne ölçüde uyulduğuna ilişkin yıllık değerlendirme açıklaması; yönetim kurulu başkan ve üyeleriyle yöneticilere ödenen her türlü paralar, temsil ve seyahat giderleri, tazminatlar, sigortalar ve benzeri ödemeler.
j)
Denetçi, özel denetçi, işlem denetçisi raporları.k) Yetkili kurul ve bakanlıkların konulmasını istedikleri, pay sahiplerini ve sermaye piyasasını ilgilendiren konulara ilişkin bilgiler.
İnternet sitesinin bilgi toplumu hizmetlerine ayrılmış bölümü herkesin erişimine açıktır. Erişim hakkının kullanılması, ilgili olmak veya menfaati bulunmak gibi kayıtlarla sınırlandırılamayacağı gibi herhangi bir şarta da bağlanamaz. Bu ilkenin ihlali hâlinde herkes engelin kaldırılması davasını açabilir.
İnternet sitesinin bu maddenin amaçlarına özgülenmiş kısmında yayımlanan içeriğin başına tarih ve parantez içinde “yönlendirilmiş mesaj” ibaresi konulur. Bu ibareli mesaj ancak Kanuna ve ikinci fıkrada anılan yönetmeliğe uyulmak suretiyle değiştirilebilir. Özgülenen kısımda yer alan bir mesajın yönlendirildiği karinedir. Sitenin, bir numara altında tescili ve ilgili diğer husular
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından bir yönetmelikle düzenlenir.Bu Kanun ve ilgili diğer kanunlarda veya idari düzenlemelerde daha uzun bir süre öngörülmedikçe, şirketin internet sitesine konulan bir içerik, üzerinde bulunan tarihten itibaren en az altı ay süreyle internet sitesinde kalır; aksi hâlde konulmamış sayılır. Finansal tablolar için bu süre beş yıldır.Yönlendirilmiş mesajların basılı şekilleri 82 nci madde uyarınca saklanır. İnternet sitesinde yer alacak bilgiler metin hâline getirilip şirket yönetimi tarafından tarih ve saati gösterilerek noterlikçe onaylı bir deftere sıra numarası altında yazılır veya yapıştırılır. Daha sonra sitede yayımlanan bilgilerde bir değişiklik yapılırsa, değişikliğe ilişkin olarak yukarıdaki işlem tekrarlanır.
D- İnternet Sitesi açma ve bilgi verme hakkında yükümlülüğe aykırılık durumunda uygulanacak cezalar
Sermaye şirketlerinin internet sitesi açma, bilgi ve belgeleri yayımlama konusunda aykırılık tespit edilmesi durumunda uygulanacak cezaları Yeni TTK nın 562. Maddesinin 12.fıkrasında belirtmiştir. Buna göre;
01 Temmuz 2013[3] tarihinden itibaren internet sitesini oluşturmayan veya internet sitesi mevcut ise aynı süre içinde internet sitesinin bir bölümünü bilgi toplumu hizmetlerine  özgülemeyen anonim şirket yönetim kurulu üyeleri, limited şirket  müdürleri ve sermayesi
paylara bölünmüş komandit şirkette yönetici olan komandite ortaklar, altı aya kadar hapis ve yüz günden üçyüz güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılacaklardır. Yine aynı madde uyarınca, internet sitesine konulması gereken içeriğin usulüne uygun bir şekilde koymayan faillerine -anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri, limited şirketlerde müdürler ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirkette yönetici olan komandite ortaklar- üç aya kadar hapis ve yüz güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılırlar.
E – Sonuç
Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun hedefleri arasında yer alan şeffaflık, hesap verilebilirlik ve sürdürülebilirlik ilkelerini göz önüne aldığımızda; bu maddenin kanunun ortaya çıkmasındaki amaçlarla  ne kadar  paralel olduğu görülmektedir. Bu maddede de amaç şeffaflık ilkesi gereği kamunun aydınlatılmasıdır. İlgililerin, istediği zaman görebileceği bilgi yada belgeler, yazışmalar ve açıklamaların doğru ve eksiksiz bir şekilde internet sitesinde bulunması gerekiyor.
Yeni Kanunla birlikte bazı sektörlere daha da ihtiyaç duyulacaktır. Örneğin; İnternet sitesi ile ilgili zorunluluklardan dolayı Bilişim sektörü canlılık kazanacaktır.  Meslek mensuplarının kendilerini yenilemeleri dışında, müşterilerini de bilgilendirmeleri hatta hukuk birimleri ile birlikte sürekli  istişare, yönlendirme toplantıları yapmaları gerekecektir. Tüm ilgili taraflar Değişen koşul ve kanunlarla birlikte KOBİ TFRS, UFRS, TMS hakkında bilgilenmeye  geç kalmadan  vakit ayırmalıdır. Eğitimlere çok önem vermeli ve mutlaka ilgili meslek odaları , üniversitelerin yada sivil toplum kuruluşlarının seminerlerine, eğitimlerine vakit ayırmalıyız.  Son olarak, konuyla ilgili maddenin(1524 md.) 01 Temmuz 2013 tarihinde yürürlüğe gireceği unutulmamalıdır.
KAYNAKÇA:
  1. İstanbul SMMMO yayınladığı “130 Soruda Yeni Türk Ticaret Kanunu” adlı kitapçık
  2. 6102 Sayılı Kanun Yeni Türk Ticaret Kanunu md.1524, 1534, 562
  3. 6103 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun
  4. http://www.tbmm.gov.tr, T.C. Yasalar (13.01.2011) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu. Ankara: Resmi Gazete

[1] İstanbul SMMMO yayınladığı “130 Soruda Yeni Türk Ticaret Kanunu” adlı kitapçık
[2] 6102 Sayılı  Yeni TTK , Md. 1524
[3] 562. Maddede “ kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde oluşturmayan” denmektedir. Ancak, 1524. Maddede “kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl sonra yürürlüğe girer.” Denmektedir. Dolayısıyla 562.maddede belirtilen üç ay ifadesinin sehven atlandığı ve değiştirilmesinin unutulduğu  düşünülmektedir.