3 Şubat 2013 Pazar

Hangi firmalar bağımsız denetime tabi oldu, hangilerine müjde?

23.01.2013 tarihli Resmi Gazete'de ise, 2012/4213 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı yayımlandı. Böylelikle, hangi şirketlerin bağımsız denetime tabi olacakları belirlenmiş oldu. Kararda, hangi firmaların bağımsız denetime tabi olduğu tek tek sayılmış ve belirleme yapılmıştır.
   

 
 
  Söz konusu Kararın üçüncü maddesi uyarınca;


1-A- Tek başına veya bağlı ortaklıkları ve iştirakleriyle birlikte aşağıdaki üç ölçütten ikisini sağlayan şirketler bağımsız denetime tabi olacaklardır.


a) Aktif toplamı 150.000.000.-TL ve üstü Türk Lirası,


b) Yıllık net satış hasılatı 200.000.000.-TL ve üstü Türk Lirası,


c) Çalışan sayısı 500 ve üstü.


1-B- Ekli (I) sayılı listede sayılı şirketlerde bağımsız denetime tabi olacaklardır. Bu şirketler;


a) Yatırım kuruluşları, Kollektif yatırım kuruluşları, Portföy yönetim şirketleri, İpotek finansmanı kuruluşları, Varlık kiralama şirketleri, Merkezi takas kuruluşları, Merkezi saklama kuruluşları, Veri depolama kuruluşları, Derecelendirme kuruluşları, Değerleme kuruluşları, Sermaye piyasası araçları bir borsada ve/veya teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem gören anonim şirketler.


b) Bankacılık Kanunu uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun düzenleme ve denetimine tabi şirketlerden; Bankalar, Derecelendirme kuruluşları, Finansal holding şirketleri, Finansal kiralama şirketleri, Factoring şirketleri, Finansman şirketleri, Varlık yönetim şirketleri, Finansal holding şirketleri üzerinde 5411 sayılı Kanunda tanımlandığı şekliyle nitelikli paya sahip şirketler.


c) Sigortacılık Kanunu ile Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu kapsamında faaliyet göstermekte olan sigorta, resürans ve emeklilik şirketleri.


d) İstanbul Altın Borsasında üye olarak faaliyet göstermesine izin verilen yetkili müesseseler, kıymetli madenler aracı kurumları, kıymetli maden üretimi veya ticareti ile iştigal eden anonim şirketler.


e) Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu hükümleri uyarınca anonim şirket halinde kurulan tarım ürünleri lisanslı depo şirketleri ile Umumi Mağazalar Kanunu hükümleri uyarınca anonim şirket şeklinde kurulan şirketler.


f) Ulusal karasal, uydu ve kablolu televizyon sahibi medya hizmet sağlayıcı şirketler.


2- Ekli (II) sayılı liste kapsamında yer alan şirketler, tek başına veya bağlı ortaklıkları ve iştirakleriyle birlikte listede belirtilen sınırlamalar dikkate alınarak, 6102 sayılı Yeni TTK ile 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri çerçevesinde bağımsız denetime tabidir. Burada da (I) sayılı listedeki üç ölçütten ikisinin sağlanması şartı aynı şekilde aranmaktadır.


Ek (II) sayılı listede sayılan firmalar ise, aktif büyüklükleri, yıllık net satış hasılatları ve çalışan sayıları dikkate alınarak belirlenmiştir. Bu firmalar Kararın (II) sayılı listesinde ayrıntılı olarak belirlenmiş olup, burada tekrar edilmeyecektir.


3- a) Ekli (I) sayılı liste yer alan ve yukarıda sayılanlar hariç olmak üzere Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanuna tabi kuruluşlar ile,


b) Ekli (II) sayılı listenin yedinci sırası kapsamına giren kuruluşlar (Kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları ile sermayesinin en az %50'si belediyelere ait olan şirketlerden belirlenen ölçütlerden en az ikisini sağlayanlar) hariç olmak üzere sermayesinin en az %50 ve daha fazlası Devlete, il özel idarelerine, kanunla kurulmuş vakıflara ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait olan şirketler bu Kararın kapsamı dışında olduğundan, bu madde haricinde kalan şirketler.


Bakanlar Kurulu Kararı ile hangi firmalar bağımsız denetime tabi iken bağımsız denetim dışında kalmıştır?


31.12.2012 tarihine kadar olan uygulamada bağımsız denetim yaptırma yükümlülüğü bulunan firmalardan bazıları bağımsız denetim kapsamı dışında kalmıştır. Yazımızın başlığında belirttiğimiz gibi Karar bu firmalar bakımından müjde niteliğindedir.


Bilindiği üzere, Enerji Piyasası Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında faaliyet gösteren firmalar bağımsız denetime tabi idiler. Söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı ile bu kapsamda faaliyet gösteren firmaların tamamının bağımsız denetime tabi olmasına son verilmiş ve sınırlama getirilmiştir. Bu sınırlama (II) sayılı listenin 4 ve 5'inci maddelerinde yer almaktadır.


Buna göre; II sayılı listenin 4'üncü maddesi belirlemesi, “20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, 18/4/2001 tarihli ve 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu, 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ve 2/3/2005 tarihli ve 5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları Kanunu (LPG) Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun uyarınca Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu düzenlemelerine tabi olarak faaliyet gösteren lisans, sertifika veya yetki belgesi sahibi şirketlerden (4046 sayılı kanun hükümlerine tabi kamu iktisadi teşebbüsleri hariç) aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayanlar.


a) Aktif toplamı 75.000.000.-TL ve üstü Türk Lirası.


b) Yıllık net satış hasılatı 100.000.000.-TL ve üstü Türk Lirası.


c) Çalışan sayısı 250 ve üstü.”


Bunun anlamı, Elektrik Piyasası Kanunu, Doğalgaz Piyasası Kanunu, Sıvılaştırılmış Petrol Gazları Kanunu (LPG) Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun uyarınca Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu düzenlemelerine tabi olarak faaliyet gösteren lisans, sertifika veya yetki belgesi sahibi şirketlerin tamamı bağımsız denetime tabi olmayacak ve yukarıdaki ölçütlerden en az ikisini sağlayanlar bağımsız denetime tabi olacaklardır. Böylelikle, bu alanda faaliyette bulunan firmalardan bağımsız denetime tabi olacakların kapsamı daraltılmıştır. Yukarıdaki üç ölçütten ikisini sağlayanlar bağımsız denetim kapsamında kalmış, en az iki şartı sağlamayanlar ise denetim kapsamı dışına çıkartılmıştır.


Diğer bir müjde ise, Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca ortak sayısının 500 (eski Kanunda 250) ve üzerinde olması nedeniyle halka açık sayılan ancak halka açık olmayan (borsada işlem görmeyen firmalar) firmalara getirilmiştir.


(II) sayılı listenin 5'inci maddesi uyarınca, söz konusu şirketlerden;


a) Aktif toplamı 15.000.000.-TL ve üstü,


b) Yıllık net satış hasılatı 20.000.000.-TL ve üstü,


c) Çalışan sayısı 50 ve üstü,

olan şirketlerden en az iki şartı birlikte sağlamayan şirketler de bağımsız denetime tabi olmayacaktır.

Özel sektör 2013’te ne kadar zam yapacak?

Towers Watson’ın "Türkiye Ücret Araştırması 2012" raporuna göre, özel sektör 2013’te çalışanların ücretlerini ortalama yüzde 8 arttıracak.

Böylece çalışan ücretlerinin son iki yılda enflasyon karşısındaki değer kaybı yüzde 4’ü bulmuş olacak.

2013’te en yüksek ücret artışı perakende (yüzde 9) ve en düşük ücret artışı ise finans (yüzde 6) sektörlerinde yapılacak.

En üst kademe ile en alt kademe arasındaki "ücret uçurumu" 2012’de de değişmedi. Gelişmiş ülkelerde CEO/genel müdür maaşları, yeni işe giren üniversite mezunlarının yaklaşık 4-6 katı iken; Türkiye’de 12 -13 katı seviyesinde.

Dünyanın en büyük danışmanlık şirketlerinden Towers Watson’ın “Türkiye Ücret Araştırması 2012” raporuna göre, şirketler 2013’te çalışanlarının ücretlerini ortalama yüzde 8 arttıracaklar. Bu artış oranı son iki yılda çalışanların maaşlarının enflasyon karşısında yaklaşık yüzde 4 değer kaybına uğradığını gösteriyor.
Şirketler 2011’de çalışanlarına ortalama yüzde 7 ücret artışı yapmış ve bu oran yüzde 10,45’lik 2011 ylı enflasyonun altında kalmıştı. Özel sektörün 2012 yılı ortalama zam oranı ise 7,6 olarak gerçekleşti. Hükümet orta vadeli beklentiler kapsamında yıl sonu enflasyon beklentisini 7.4 olarak açıkladı. Hedef rakam ile 2012 yılı ücret artış oranı birbirine paralel olsa da çalışanların enflasyon karşısındaki 2 yıllık kaybı yüzde 4’ü bulmuş olacak.

Her sektörden 251 şirketin katıldığı araştırmaya göre 2013 yılında en yüksek ücret artışı
perakende (yüzde 9), hızlı tüketim ürünleri – FMCG (yüzde 8) ve otomotiv (yüzde 8); en düşük artış kimya (yüzde 7,9), teknoloji - telekom (yüzde 7,1) ve finans (yüzde 6) sektörlerinde gerçekleşecek. “Yılda bir kez ücret artışı” uygulaması 2013’te de devam edecek ve şirketlerin yüzde 96’sı “bir kez” ücret artışı planlıyor.
 
Towers Watson Genel Müdürü Süha Alıcı: “Ücret uçurumu sürüyor”
Towers Watson Genel Müdürü Süha Alıcı, şirketlerin ücret artışı bütçesini belirlerken, enflasyon ve liyakata bağlı olarak farklı artışlar şeklinde değil, tek bir artış bütçesi üzerinden hareket ettiklerini söylüyor. Çalışan grupları bazında üst yönetim pozisyonlarına profesyonel çalışan gruplarından daha düşük ücret artışı yapıldığını belirten Alıcı, buna rağmen ücret uçurumunun Türkiye’de çok yüksek olduğunun altını çiziyor:
“Ülkemizde üniversiteden yeni mezun olup iş hayatına başlayanların ücretleri ile şirketlerin tepe yönetiminde yer alan üst düzey yöneticilerin ücretleri arasındaki fark belirgin olarak öne çıkıyor. Gelişmiş ülkelerde CEO/genel müdür maaşları, yeni işe giren üniversite mezunlarının 4-6 katı iken; Türkiye’de bu oranın 12 -13 katı seviyelerinde olduğu gözleniyor.”
Baz maaş odaklı ücret yönetiminden, performansa dayalı ücret yönetimine geçiş Türkiye’de son yıllarda enflasyon oranındaki düşüşe paralel olarak, şirketlerin baz maaş odaklı ücret yönetiminden performansa dayalı değişken ücret yönetimine geçmeye başladığını ifade eden Alıcı, “Towers Watson olarak her yıl düzenli olarak yayınladığımız ücret araştırmaları sonuçlarına göre özellikle son iki yılda ücret artış oranlarının yıllık enflasyon rakamlarının altında kaldığını gözlemliyoruz. Maaş seviyelerindeki artış trendi, bu yeni dönemde şirketlerin yapısal anlamda ücret yönetim prensiplerinde değişime gittiğini gösteriyor. Gelişmiş ekonomilerle karşılaştırıldığında, baz maaşın toplam gelir paketi içindeki payının yüksek olduğu ülkeler arasında ilk sıralarda yer alan Türkiye, içinde bulunduğu yapısal değişimle, performans kültürünü kurum içinde yaygınlaştırmayı hedefleyen ve buna bağlı değişken ödül bileşenlerinin ön plana çıkarılmaya başlandığı yeni bir döneme giriyor.”

2 Şubat 2013 Cumartesi

2012 hesap dönemine ait kirasını ödeyemeyen kiracı stopaj yapacak mıdır?
Bilindiği üzere, Gelir Vergisi Kanunu (GVK)'nun 94'üncü maddesinin birinci fıkrasında yazılı olanlar bu maddenin beşinci fıkrasında yazılı olan mal ve hakların (gayrimenkullerin) kiralanması karşılığında yapacakları (avans olarak yapılan ödemeler dahil) NAKDEN veya HESABEN ödemelerden, istihkak (gayrimenkul) sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar. GVK'nın 96'ncı maddesi uyarınca, hesaben ödeme deyimi, vergi tevkifatına tabi kazanç ve iratları ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade eder.
Konuya ilişkin olarak İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı 27.04.2009 tarih ve 176200-ÖZ/1263-3851 sayılı Özelgesinde;
“İlgide kayıtlı e-postanızda, ………. Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün ………. vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuzu Ocak, Şubat ve Mart ayları na ait kiranızı Nisan ayında banka aracılığı ile ödediğinizi, Nisan ayında ödemiş olduğunuz bu üç aylık kira tutarını 01-03/2009 dönemine ait muhtasar beyannamesi ile beyan edip edemeyeceğinizi, ödemiş olduğunuz kirayı gider yazıp yazamayacağınızı ve bundan sonra aylık dönemler halinde ödeyemediğiniz ve üç aylık muhtasar dönemi geçtikten sonra ödeyeceğiniz kiraların nasıl giderleştirileceği, kirayı ödemeden defterinize kaydederek stopajını beyan edip daha sonra kira ödemesi yapıp yapamayacağınız hususunda 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında bilgi verilmesi istenilmektedir...
Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre;
- Kiraladığınız işyerine ait herhangi bir kira ödemesi yapılmadığı halde, defterlerinize kira tutarının gider olarak kaydedilmesi, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 96’ncı maddesine göre hesaben ödeme olarak kabul edildiğinden, söz konusu kira tutarları üzerinden 94’üncü madde gereğince gelir vergisi tevkifatı yapılarak bağlı olduğunuz vergi dairesine beyan edilmesi gerekmekte olup, kira borcunun sonradan ödenmesi mümkün bulunmaktadır.
- Öte yandan söz konusu kira bedellerinin nakden veya aynen ödenmemesi ve aynı zamanda defter kayıtlarında da gider olarak yer almaması halinde herhangi bir tevkifat yapılmayacaktır.
- Diğer taraftan gerek nakden veya aynen ve gerekse hesaben yapılan kira ödemelerinde 94’üncü madde gereğince yapılan tevkifatların 98’inci madde uyarınca bağlı olduğunuz vergi dairesine beyan edileceği tabidir.”
Muktezayı veren İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı henüz ödenmeyen kira bedelinin gider olarak defterlere kaydedilmesi durumunu hesaben ödeme olarak değerlendirmiş ve bu kapsamda henüz ödenmemiş olsa dahi gider olarak kayıtlara intikal ettirilmiş kira bedeli üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılması ve bunun bağlı olunan vergi dairesine bildirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu kapsamda henüz ödenmeyen kira bedelinin daha sonra ödenip ödenmediğinin gelir vergisi stopajı açısından bir önemi bulunmamaktadır.
Bu halde;
–      Henüz nakden ya da aynen ödenmemiş olan kira bedelinin gider olarak yasal defter kayıtlarına intikal ettirilmediği durumlarda tevkifat yapılmayacak,
–      Tevkifat söz konusu kira bedelinin NAKDEN veya HESABEN ödendiği dönemde yapılacaktır.
Örneğin, 2012 hesap döneminin son üç aylık kirası ödenmemiş ve 2013 hesap döneminde ödenecek olur ise, 2012 hesap dönemi kayıtlarına intikal ettirilmemek şartıyla bu son üç aylık kira 2013'te nakden ödendiğinde ya da kayıtlara intikal ettirildiğinde 2013 yılının gideri olacaktır. Yani, 2013'te nakden veya mahsuben ödemenin yapıldığı ayın Muhtasar Beyannamesi ile beyan edilecek ve stopaj tahakkuk ettirilecektir. 2012 yılında ödenmediği halde, 2012 yılının kayıtlarına intikal ettirilecek olur ise de, 2012 yılının gideri olarak dikkate alınacak ve 2012 yılının ilgili dönemleri için verilen Muhtasar Beyanname ile beyan edilecek ve stopajı da tahakkuk ettirilecektir.  Muktezada yapılan yorum GVK 96'ncı maddeye uygun bir yorumdur. Bu yorum dönemsellik ilkesine aykırı bir yorum olarak değerlendirilebilir. Ancak, bunu istisnai bir durum olarak algılamak gerekir.
Gayrimenkul sahibinin beyan durumu nasıl olacaktır?
GVK'nın 70-74'üncü maddelerinde gayrimenkul sermaye iradının vergilendirmesi düzenlenmiş olup, 70'inci madde uyarınca gayrimenkul sermaye iradında elde edilen kazançlar vergilendirilecektir. Gayrimenkul sermaye iradında tahsil esası geçerlidir. Dolayısıyla yukarıdaki örnekte 2012 yılına ait olup tahsil edilemeyen gelirler örneğin 2013 yılında tahsil edilecek olur ise, bu gelir 2013 yılında tahsil edilmiş olacağından 2012 yılı beyannamesiyle bayan edilmeyecek, 2013 yılı beyannamesi ile 2014 yılında beyan edilecektir.
Kiracı ödemeyi 2012 yılında yapmadığı halde, 2012 yılı kayıtlarına intikal ettirip beyan etmiş ve stopajı da tahakkuk ettirmiş olacak olursa, bu kiracının tahsil etmediği kira gelirini beyan etmesi sonucunu doğurmayacaktır. Yani, bu halde de gayrimenkul sermaye iradını 2013 yılında elde edecek olan şahıs bakımından gelir 2013 yılının geliri olacak ve 2014 yılında 2013 yılına ilişkin olarak vereceği beyanname ile beyan edebilecektir. 2012 yılında tahakkuk ettirilmiş olan stopaj 2013 yılında ödenmiş olsa da mahsup işlemi yapılacaktır.