24 Ocak 2012 Salı

Sosyal Güvenlik Kurumu, Genel Sağlık Sigortası'yla ilgili merak edilenlere 50 soruda yanıt verdi.

1 Ocak 2012'de yürürlüğe giren GSS ile ilgili hem vatandaştan hem de kamu kurumlarından yüzlerce soru geldi. Kimler gelir testi yaptıracak, kim ne kadar prim ödeyecek, borcu olan sigortadan yararlanmaya devam edecek mi, emekli olan ama yaşı bekleyenler gelir testi yaptıracak mı, 1 yıl ücretsiz izin alan memur sağlık sigortasını kullanabilecek mi, yurtdışında olan Türk vatandaşlarına test zorunluluğu var mı, adres değişikliğini yakınları yaptırabilecek mi?

İşte SGK tüm bu sorulara tek bir metinde yanıt verdi. www.sgk.gov.tr adresinde yer alan 50 Soruda Yeşilkart  ve Gelir Testi başlığıyla hazırlanan soru ve yanıtlar şöyle:
GENEL SAĞLIK SİGORTASI UYGULAMASINA İLİŞKİN SORU VE CEVAPLAR

1- 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren genel sağlık sigortası uygulamasındaki değişiklikler nelerdir?

Genel sağlık sigortasından yararlanılmasında temel şartlardan birisi, Türkiye'de ikamet etmektir.

1/1/2012 tarihinden itibaren zorunlu genel sağlık sigortası uygulamasına geçilmiştir. Buna göre; tutuklu ve hükümlüler, er, erbaş ve yedek subay okulu öğrencileri, yabancı bir ülkede sosyal sigortaya tabi olması nedeniyle sözleşmeli ülke adına sağlık yardımları karşılananlar, Kuruma devir alınacakları tarihe kadar 5510 sayılı Kanunun geçici 20’nci maddesi kapsamındaki banka ve sigorta şirketlerinin sandıkları kapsamında bulunanlar ile bunların bakmakla yükümlüleri, yabancı ülke vatandaşlarından Türkiye'de kesintisiz olarak bir yıldan fazla ikamet etmeyenler, milletvekilleri ile Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleriyle bunların emeklileri ile dul ve yetimleri hariç olmak üzere Türkiye'de ikamet edenler, zorunlu genel sağlık sigortası kapsamına alınmıştır.
İŞÇİ, ESNAF VE MEMUR OLANLAR

2- Sosyal güvencesi bulunan işçi (4/a), esnaf(4/b), memur(4/c) olanlar ile bu sigortalılıklarından dolayı aylık alanların durumlarında değişiklik olacak mı?

Sigortalılığı bulunan bu kişiler ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişilerin sağlık yardımlarının, daha önce olduğu gibi kanun kapsamında karşılanmasına aynen devam edilecektir. Yani; işçi, memur veya esnaf olarak çalışan zorunlu sigortalılar ve emekliler ile bunların bakmakla yükümlü oldukları kişiler için herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır.

3- Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olan ve kendi nam ve hesabına çalışanlardan (4/b’lilerin) 60 günden fazla prim borcu olanlar ne yapacaktır?

Bu durumda olanların borçlarının tamamının ödenmesi veya 6183 sayılı Kanuna göre 36 aya kadar taksitlendirmesi suretiyle ilk taksitin (peşinatın) ödenmesi halinde, kendileri ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanmaları mümkün bulunmaktadır. Borcun taksitlendirme işlemi, Kurum ünitelerince taksitlendirme müracaat ve çok zor durum halini gösteren (Kurum web sayfasında yer alan) belgelerin verilmesi ve peşinat tutarının ödenmesi ile yapılabilmektedir.

4- Kendi nam ve hesabına çalışanlardan (4/b’liler) 60 günden fazla prim borcu olan ancak ödeme veya taksitlendirmede bulunmayan sigortalıların bakmakla yükümlü oldukları eş ve çocukları sağlık hizmetlerinden nasıl yararlanacaktır?

Bu durumda olanların bakmakla yükümlü olduğu eş ve 18 yaş üstü çocukları Kurumumuza genel sağlık sigortalısı olmak için Kurumumuza talepte bulunabilirler. Talepte bulunduktan sonra gelir testi için ikametlerinin bulunduğu sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına (SYDV) başvurmaları halinde gelir tespiti sonuçlarına göre prim ödemek suretiyle veya primleri devlet tarafından karşılanmak suretiyle sağlık hizmetlerinde yararlanabileceklerdir.

5- Kendi nam ve hesabına çalışanlardan (4/b’ liler) (4/a) kapsamında hizmet akdine tabi olarak çalışanlarsa sağlık hizmetlerinden nasıl yararlanacaktır?

Kendi nam ve hesabına çalışanlar(4/b'liler), bir ve birden fazla işverene bağlı olarak hizmet akdine tabi çalıştığında, Kanunun 53 üncü maddesi gereği (4/b) kapsamında sigortalılıkları sona ereceğinden, (4/a) kapsamında en az 30 gün prim ödenmek şartıyla sağlık yardımlarından kendileri ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler faydalandırılacaktır. Ancak prim borcunun ödeme yükümlülüğü devam edecektir.
18 YAŞ ÜSTÜ ÇOCUKLAR

6- 18 yaGın üzerindeki çocukların durumu ne olacaktır?

18 yaşın üzerindeki erkek çocuklar, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi durumunda ise 25 yaşını doldurmamış ve evli olmayanlar, ana veya babasının sağlık güvencesinden yararlanmaya devam edecektir. Yani, bu kişilerin her yıl öğrenci belgelerini sosyal güvenlik il müdürlüğü/sosyal güvenlik merkezine göndermesi yeterli olacaktır.

1/10/2008 öncesi bakmakla yükümlü olunan kişi olarak sağlık yardımlarından faydalanan kız çocukları ise 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren de sağlık yardımlarından, daha önce olduğu gibi sigortalı veya evli olmadığı sürece yaş şartı aranmaksızın faydalandırılacaktır.

7- 18 yaşın üzerinde çalışmayan/okumayan veya 25 yaşın üzerinde okuyan/okumayan/ çalışmayan erkek çocukların durumu ne olacaktır?

Bu kişiler, 1/1/2012 tarihi itibarıyla 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendine göre re?sen tescil edilecektir. Bu kapsamdakiler, gelir testi yaptırmaları için ikametlerinin bulunduğu yerdeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına başvurmaları gerekmektedir. Gelir testi sonucuna göre de prim ödeme yükümlüsü, devlet ya da kendileri olacaktır.

8- Bakmakla yükümlülük durumu sona eren çocukların gelir testinde ana ve babasının gelirleri mi yoksa kendi gelirleri mi dikkate alınacaktır?

Gelir tespitinde aile olarak aynı hane içinde yaşayan ve nüfus kayıtlarında yer alan eş, yaşlarına bakılmaksızın evli olmayan çocuk ve genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilecek kişinin ana ve babası esas alınmaktadır. Buna göre; ana ve/veya babasıyla aynı adreste ikamet eden ve yaş koşulları nedeniyle ana/babanın bakmakla yükümlüsü konumunda olmayanların gelir testi yapılırken ana, baba ve çocuğun gelirleri hesaplamada dikkate alınmaktadır.

Ancak nüfus kayıtlarında göre ana ve babasından ayrı ikamet eden bakmakla yükümlülük durumu sona ermiş olanların gelir testi, ayrı olarak yapılacaktır.

9- Öğrenim görmesi nedeniyle ailesi ile aynı hanede yaşamayan 25 yaşından küçük çocuklar, gelir testi yapılırken dikkate alınacak mıdır?

Aynı hanede yaşamayan ve öğrenimi nedeniyle başka bir hanede yaşayan evli olmayan çocuklardan öğrenim görmesi nedeniyle 25 yaşını doldurmamış olanlar, gelir testinde aynı aile içinde değerlendirilecektir.
18 YAŞ ALTI ÇOCUKLAR

10- Ana ve babasının sosyal güvencesi olmayan çocuklar ne yapacaktır?

Ülkemizde yaşayan herkes zorunlu olarak genel sağlık sigortalısı kapsamında tescil edileceğinden, bu kişilerin 18 yaşın altındaki çocukları da bakmakla yükümlü oldukları çocuk olarak Kanunun (60/g) bendi kapsamında tescili olan ana/babası üzerinden sağlık yardımlarından faydalandırılacaktır. 18 yaşın altındaki tüm çocuklara 30 gün prim ödemiş olma ve prim borcu bulunmaması şartları aranmaksızın sağlık hizmeti verilmeye devam edilecektir.

11- 18 yaşını tamamlamadan evlenenler ile bunların çocukları genel sağlık sigortası kapsamına nasıl alınacaktır?

Türk Medeni Kanununa göre evlenmeyle kişi ergin olunacağından, 18 yaşından küçük ve herhangi bir sosyal güvencesi olmayan kişiler de Kanunun (60/g) bendine göre genel sağlık sigortalısı olmak için Kuruma müracaat edenler, müracaat tarihi itibariyle tescil edilecek ve bunlar da ikametlerinin bulunduğu vakfa başvurmak suretiyle gelir testi sonucuna göre işlem yapılacaktır.
YEŞİL KARTLILAR İLE SOSYAL GÜVENCESİ OLMAYANLAR

VE BUNLARIN GELİR TESTİ İŞLEMLERİ


12- 1/1/2012 tarihinden önce 3816 sayılı Kanuna göre yeşil kartı olanlar, sağlık yardımlarından nasıl yararlanacaktır?

1/1/2012 tarihinden önce yeşil kart sahibi olan ve bu tarihten sonra da vizesi (hak sahipliği) devam edenler, genel sağlık sigortası kapsamında sağlık yardımlarından yararlanmaya vize süresi dolana kadar devam edeceklerdir. Vize süresinin dolduğu tarihten itibaren de en geç bir ay içinde gelir testi yapılması için ikametlerinin bulunduğu sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına (SYDV) başvurmaları gerekmektedir. Yapılan gelir testi sonucuna göre aile içinde kişi başına düşen aylık ortalama gelirleri asgari ücretin üçte birinin altında olanlar, yeşil kartlı (Kanunun 60/c-1 alt bendi kapsamında) gibi primi devlet tarafından karşılanarak sağlık hizmetlerinden faydalandırılacaklardır.

13- 1/1/2012 tarihinden sonra yeşil kart vizeleri dolanların sağlık yardımlarından yararlanması için ne yapması gerekmektedir?

Söz konusu kişilerin, vize süresinin dolduğu tarihten itibaren bir ay içinde gelir testi yapılması için ikametlerinin bulunduğu yerdeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına (SYDV) başvurmaları gerekmektedir.

14- Gelir testi yaptırmak için sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına nasıl ulaşılabilir?

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının adres ve diğer iletişim bilgilerine; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı?nın “http://www.aile.gov.tr” veya “http://www.sydgm.gov.tr/tr/vakif” web adreslerinden erişilebilmektedir. Ayrıca gelir testine müracaat edeceklerin ikametlerinin bulunduğu il veya ilçelerdeki valilik/kaymakamlıklardan da bilgi alınarak öğrenilebilir. 4 / 11

15- Gelir testi yaptırmak isteyenler müracaat formunu nereden temin edilebilir?

Gelir testi müracaat formu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı?nın web adresinden veya vakıflara bizzat müracaat edilerek temin edilebilir.

16- Her hangi bir sosyal güvencesi olmayanlar 31/1/2012 tarihine kadar gelir testi için müracaat etmezlerse ne olacaktır?

1/1/2012 tarihi itibariyle her hangi bir sosyal güvencesi olmayanlar Kurum tarafından Kanunun (60/g) bendi kapsamında re?sen tescil edilmişlerdir. Bu kapsamdakilere Kurum tarafından gelir testi yaptırmaları için “gelir testine müracaat bildirim” belgesi adreslerine gönderilmiştir. “Gelir testine müracaat bildirim” belgesi tebliğ edilenler, tebliğ tarihinden itibaren en geç bir ay içinde ikametlerinin bulunduğu vakıflara başvuracaklardır. Ancak bu yazının alınmasını beklemeksizin de doğrudan gelir testi için ikametlerinin bulunduğu vakıflara başvurabilirler. Dolayısı ile 31/1/2012 tarihi, son müracaat tarihi olarak değerlendirilmeyecektir.

17- Gelir testi yaptıranların daha sonra hangi işlemleri yapması gerekmektedir?

Gelir testi yaptıranların gelir testi sonuçları, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları tarafından SGK?ya elektronik ortamda gönderileceğinden, bu kişilerin tescil işlemi için Kuruma ayrıca başvuruda bulunmaları gerekmemektedir. Gelir testi sonucunda aile içindeki kişi başına düşen aylık ortalama gelire göre bu kişilere, SGK tarafından genel sağlık sigortası statüsünü ve ödemesi gereken prim miktarını gösteren yazılı bildirim yapılacaktır.

18- Herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar gelir testi yaptırmaları için sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına hangi sürede başvurmaları gerekmektedir?

Herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar veya genel sağlık sigortasından yararlanma süresi sona erenler, Kurumun tebligatını beklemeksizin doğrudan sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına başvurabilirler. Ancak bu kişiler Kanunun (60/g) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılmakta ve bu kişilerin gelir testi yaptırmaları için adreslerine gönderilen “gelir testine müracaat bildirimi” tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde ikametlerinin bulunduğu yerdeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına başvurmaları gerekmektedir.

19- Genel sağlık sigortasından yararlanma hakkı olmayanlar/sona erenler gelir testi yaptırmak istememeleri durumunda ne yapmalıdır?

Herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar veya genel sağlık sigortasından yararlanma hakkı sona erenler, gelir testi yapılmaması yönündeki yazılı beyanı ile Kuruma başvurması halinde, asgari ücretin iki katı üzerinden % 12 oranında hesaplanacak tutarda genel sağlık sigortası primi ödeyeceklerdir. (2012 yılı ilk altı ayı için aylık 213-TL?dir.)

20- Gelir testi sonucu prim ödeme yükümlüsü olanların bakmakla yükümlü olduğu kişileri de prim ödeyecek mi?

Gelir testi sonucu aile içinde kişi başına düşen aylık ortalama geliri asgari ücretin üçte biri ve üzerinde olanların genel sağlık sigortalısı olarak prim ödeme yükümlüsü (60/g bendi kapsamında) kendisidir. Bu kişilerin bakmakla yükümlü olduğu eş, çocukları, varsa ana ve

babası prim ödeme yükümlüsü değildir. Bunların bakmakla yükümlü olduğu eş, çocukları, ana ve babası, tescil edilen sigortalı üzerinden sağlık yardımlarından yararlanacaklardır.

21- Gelir testine başvurulması kişilere hangi hakkı sağlamaktadır?

Genel sağlık sigortası kapsamında tescil edilenlerin gelir testi yaptırmaları sonucunda ödeyecekleri prim miktarı, kişinin gelir durumuna göre belirlenmektedir. Gelir testi sonucu, aile içinde kişi başına düşen gelir tutarının asgari ücretin üçte birinden az olması durumunda bu kişiler, primleri devlet tarafından karşılanmak suretiyle genel sağlık sigortasından yararlanacaklardır.

Gelir testi sonucu, aile içinde kişi başına düşen gelir tutarının asgari ücretin üçte birinden fazla olması durumunda, tespit edilen gelir düzeyine göre prim ödeme yükümlüsü olacaktır.

Gelir testinin yaptırılmaması halinde ise tescil edilen kişinin geliri, asgari ücretin iki katından fazla olduğu kabul edilerek asgari ücretin iki katı üzerinden prim ödemesi gerekecektir.

22- Gelir testi işlemi yapılırken neler dikkate alınmaktadır?

Gelir testi yapılırken, genel sağlık sigortalısı ile aynı ikametgâhta yaşayan eş, evli olmayan çocuklar ile ana ve babanın gelirleri, harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak belirlenen ailenin aylık geliri, hanede yaşayan aile bireyi sayısına bölünerek aile içinde kişi başına düşen gelirin aylık tutarı tespit edilmektedir.

23- Gelir testi sonucu, gelirleri asgari ücretin üçte birinin altında olanlar prim ödeyecek midir?

Gelir testi sonucuna göre; aile içinde kişi başına düşen gelirin aylık ortalama tutarının, brüt asgari ücretin üçte birinden az olması halinde sağlık primi devlet tarafından karşılanmakta olup, kendileri ayrıca prim ödemeyecektir. Gelirleri bu şekilde tespit edilenler, 1/1/2012 öncesindeki yeşil kartlılarda olduğu gibi prim ödemeyecekler ve Kanunun (60/c-1) bendi kapsamında sigortalı sayılacaklardır.

24- Gelir testi sonucu aile içinde kişi başına düşen geliri, brüt asgari ücretin üçte birinden fazla olanlar ne kadar prim ödeyecektir?

1/1/2012 - 30/6/2012 tarihleri arasındaki asgari ücret (886,5-TL) dikkate alındığında;

- Kişi başına düşen aylık gelir, brüt asgari ücretin üçte biri ile asgari ücret arasında (295,50 - 886,50-TL) ise aylık 35,46 -TL,

- Kişi başına düşen aylık gelir, asgari ücret ile asgari ücretin iki katı arasında (886,50 - 1.773-TL) ise aylık 106,38 -TL,

- Kişi başına düşen aylık gelir, asgari ücretin iki katından daha fazla (1.773-TL?den) ise aylık 212,76 -TL,

1/7/2012 - 31/12/2012 tarihleri arasındaki asgari ücret (940,50-TL) dikkate alındığında;

- Kişi başına düşen aylık gelir, brüt asgari ücretin üçte biri ile asgari ücret arasında (313,50 - 940,50-TL) ise aylık 37,62 -TL,

- Kişi başına düşen aylık gelir, asgari ücret ile asgari ücretin iki katı arasında (940,50 - 1.881-TL) ise aylık 112,86 -TL, 6 / 11

- Kişi başına düşen aylık gelir, asgari ücretin iki katından daha fazla (1.881-TL?den) ise aylık 225,72 -TL,

Genel sağlık sigortası primi ödenecektir. Ödenen bu prim karşılığı sigortalı ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler sağlık hizmetlerinden yararlanacaktır.
GELİR TESTİ YAPTIRMAK İSTEMEYENLER

25- Gelir testi yaptırmak istemeyenler ne yapmalıdır?

Gelir testi yaptırmak istemeyenler, Kuruma verecekleri gelir testi yaptırmak istemediklerine ilişkin yazılı beyan üzerine asgari ücretin iki katı üzerinden prim ödeyerek genel sağlık yardımlarından kendileri ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler yararlanabilirler.

26- “Gelir testi müracaat bildirim” yazısının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde vakfa müracaat etmeyenlere ne işlem yapılacaktır?

“Gelir testi müracaat bildirim” yazısının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde vakfa müracaat etmeyenlere gelirleri asgari ücretin iki üzerinden prim tahakkuku yapılarak Kanunun (60/g) bendi kapsamında tescilli olacaktır.

27- Çalışmayanlar ve ayrıca gelir testi yaptırmak istemeyenler uzun vadeli sigorta kollarına tabi prim ödemek suretiyle genel sağlık sigortasından nasıl yararlanabilirler?

Hem uzun vadeli sigorta (malullük, yaşlılık ve ölüm) hem de genel sağlık sigortasından yararlanmak isteyenler, isteğe bağlı sigortalılık kapsamındaki müracaatlarına bağlı olarak, müracaat tarihini takip eden günden itibaren tescil edilirler. İsteğe bağlı sigortalı olunması halinde, en az brüt asgari ücretin % 32?si oranında (886,50 x 32/100 = 283,68) prim ödeyerek hem emeklilik hem de 30 günlük prim ödeme şartını yerine getirerek kendileri ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin, prim borcunun olmaması kaydıyla sağlık hizmetlerinden yararlanılması imkânı bulunmaktadır.
ÖZEL SAĞLIK SİGORTASI OLANLAR

28- Özel sağlık sigortası bulunanların genel sağlık sigortası kapsamına alınması zorunlu mudur?

1/1/2012 tarihinden itibaren genel sağlık sigortası Kanun gereği “zorunlu” olarak uygulanmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye'de ikamet eden herkes 5510 sayılı Kanunun belirlediği şartlar içerisinde genel sağlık sigortalısı olmak durumundadır.
65 YAŞ VEYA ÖZÜRLÜ AYLIĞI ALANLAR

29- 2022 sayılı Kanuna göre 1/1/2012 tarihinden önce 65 yaş veya özürlü aylığı alanlar, sağlık yardımlarından nasıl yararlanacaktır?

1/1/2012 tarihinden önce 2022 sayılı Kanuna göre; 65 yaş veya özürlü aylığı alanlar herhangi bir vize ve gelir testi işlemine tabi olmaksızın aylık aldıkları sürece kendileri ile bakmakla yükümlü olduğu kişiler, genel sağlık sigortasından Kanunun (60/c-3) bendi kapsamında yararlanacaklardır. 7 / 11

1/1/2012 tarihinden önce de olduğu gibi, 18 yaş altı özürlü aylığı alan çocukların ana ve babası bu özürlü çocuğu üzerinden bakmakla yükümlü sıfatıyla sağlık yardımlarından yararlanmayacaktır. Özürlü çocuklar ise aylık aldıkları sürece sağlık yardımlarından sadece kendileri yararlanacaktır.
GEÇİCİ KÖY KORUCULARI

30- 442 sayılı Kanuna göre geçici köy koruyucusu olan veya bu Kanuna göre aylık alanlar, 1/1/2012 tarihinden sonra sağlık yardımlarından nasıl yararlanacaktır?

Bu kişiler, Kanunun (60/c-9) bendi kapsamında sigortalı sayılacaklar, gelir testine ve vize işlemine tabi olmaksızın geçici köy koruyucusu olarak görevleri devam ettiği sürece, aylık alanlar ise aylıkları devam ettiği sürece genel sağlık sigortalısı sayılacaklardır.

Her ayın primi, takip eden ayın sonuna kadar Kurumun anlaşmalı olduğu (T.C. Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıfbank) bankalara ödenecektir.
AVUKATLIK STAJI YAPANLAR

31- Avukatlık stajı yapanların durumu ne olacaktır?

Genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olunan kişi durumunda olmayan stajyer avukatlar, genel sağlık sigortası primleri staj süresince Türkiye Barolar Birliği tarafından karşılanarak sağlık yardımlarından faydalanmaktadır.
BANKA SANDIKLARINA TABİ OLANLAR

32- Banka sandıklarına tabi sigortalı veya emekli olanların sağlık yardımlarından yararlanmak için herhangi bir işlem yapmaları gerekmekte midir?

Söz konusu kişilerin herhangi bir işlem yapması gerekmemektedir. Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların teşkil ettikleri birliklerin personeli için kurulmuş bulunan sandıkların iştirakçileri, bu sandıklardan aylık veya gelir bağlanmış olanlar ile bunların bakmakla yükümlülerinin sağlık hizmetleri, Kurumca devralınıncaya kadar ilgili kuruluşlarca karşılanacağından bu kişiler, devir işlemlerinden sonra genel sağlık sigortası kapsamına alınacaktır.
PRİM GÜNÜNÜ TAMAMLAMIŞ ANCAK YAŞ ŞARTINI BEKLEYENLER

33- Yaşlılık aylığı bağlanması için gerekli olan prim ödeme gün sayısını tamamlayıp, yaş şartının dolmasını bekleyenlerden herhangi bir sigortalılığı bulunmayanlar genel sağlık sigortasından nasıl yararlanacaktır?

Söz konusu kişiler de Kanunun (60/g) bendine göre genel sağlık sigortası kapsamına alınmış olup, gelir testine başvurmaları halinde gelir testi sonucuna göre primleri ya devlet tarafından ödenecek ya da kendileri aile içinde kişi başına düşen gelir tutarına göre genel sağlık sigortası primi ödemekle yükümlü olacaklardır.
PART TIME ÇALIŞANLAR

34- Part-time çalışan kişilerin genel sağlık sigortasından yararlanmaları için eksik olan günlerin primlerini ödemeleri gerekecek mi?

4857 sayılı İş Kanununa göre kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar ile ev hizmetlerinde ay içerisinde 30 günden az çalışanların eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerini 30 güne tamamlamaları, 1/1/2012 tarihinden itibaren zorunludur. Bu şekilde çalışanlar, gelir testi yaptırmak suretiyle gelir testi sonucuna göre primlerinin devlet veya kendileri tarafından ödenmesi koşuluyla sağlık yardımlarından yararlanacaktır.

Ancak bu sürelerini isteğe bağlı olarak (4/a) kapsamında prim ödeyerek tamamlamaları halinde, eksik günleri için ayrıca genel sağlık sigortası primleri ödemeyeceklerdir.

35- Part-time çalışanlardan kimlerin ay içindeki eksik bildirilen günlerini genel sağlık sigortası yönünden 30 güne tamamlama yükümlülüğü bulunmamaktadır?

Eksik gün nedeni “puantaj” olanlar, sosyal güvenlik destek primine tabi olanlar, Kanunun 5 inci maddesi kapsamındaki haklarında bazı sigorta kolları uygulanan sigortalılar, ay içinde birden fazla işyerinde çalışıp toplam çalışma süresini 30 güne tamamlayanlar ile kamu idarelerinde 657 sayılı Kanununun 4 üncü maddesinin (B) ve (C) bentlerine tabi çalışanlar, 4857 sayılı Kanuna tabi çalışmakla birlikte 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine tabi sandıklarda çalışanlar için sandıklar Kuruma devredilinceye kadar 30 güne tamamlama yükümlülüğü aranmaz.
YURTDIŞINDA YAŞAYAN TÜRK VATANDAŞLARI

36- İkamet adresi Türkiye’de olmakla birlikte yurtdışında bulunan Türk vatandaşlarının gelir testi için başvurması gerekmekte midir?

Söz konusu kişilerin, kendileri ya da Türkiye'deki yakınları tarafından, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)'nden ikametgâh adresini yurtdışındaki adresi olarak güncellemeleri halinde, genel sağlık sigortası kapsamında sayılmayacaklardır. Ancak, bu kişilerin Türkiye'de yaşayan bakmakla yükümlü bulunduğu kişiler (eş, çocuk, ana, baba), Kanunun 60/g bendi kapsamında tescil edilecek olup, gelir testi için sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına müracaat etmeleri sonucu yapılacak gelir testi sonucuna göre işlem yapılacaktır.

37- Türkiye’de çalışırken işyerinden ücretsiz izin alarak yurtdışına gidenlerin durumu ne olacak?

Kanuna göre (4/a) kapsamında olan kişiler yurt dışında ise ücretsiz izinli olduğu sürelerde işverenin bildirimi üzerine yurt dışında bulunduğu süre içinde bir takvim yılı içinde en fazla bir aylık sürede sağlık yardımından faydalandırılacaktır. Kanuna göre memur (4/c) olanlar ise; bir yıllık ücretsiz izinli olduğu sürelerde genel sağlık sigortalısı sayıldığından sağlık yardımlarından faydalandırılacaktır.

38- Burs kazanan eşiyle birlikte ABD’ye veya sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkeye giden, ancak kendisi ev hanımı olarak bu ülkede yaşayan Türk vatandaşları da genel sağlık sigortası kapsamında prim ödemek zorundalar mı?

Bu kişilerin ikametgâhlarının, kendileri ya da Türkiye'deki yakınları tarafından Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi?nden (ADNKS) yurtdışındaki adres olarak güncellenmesi halinde söz konusu kişiler genel sağlık sigortalısı kapsamında prim ödemeyecektir.

39- Çifte vatandaş olup, Türkiye’de sigortası bulunmayan ancak vatandaşı olduğu yabancı ülkede çalışan veya sigortası/emekli olan Türkler ne yapacaktır?

Çifte vatandaşlığı bulunanların, ilgili ülkenin Ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi bulunması ve vatandaşı oldukları yabancı ülkede çalışmaları durumunda; Türkiye'ye gelirken iki taraflı sosyal güvenlik sözleşmesine göre sağlık yardımlarından faydalandığına ait “formüler” denilen belgeyi, yakınları adına ise ilgili ülkeden yine bunlar için istenilen “formüleri” getirmeleri gerekmektedir. Ancak, çifte vatandaşlığı bulunanların, sözleşmesiz ülkede çalışması ve ikametgâhlarının da yurt dışında bulunması halinde söz konusu kişiler genel sağlık sigortası kapsamına alınmayacaklardır.
YURTDIŞINA EĞİTİME GİDENLER

40- T.C. vatandaşı olup yurt dışına lisans, master, doktora eğitimi için gidenlerden çalışmayan ve sigortası olmayanlar ne yapacak? Onlar adına aile yakını gelir testine başvurabilecek mi?

Bu durumdaki kişilerin de kendileri ya da Türkiye'deki yakınları tarafından ikametgâhlarının Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)?nden yurtdışındaki adres olarak güncellenmesi gerekmektedir. Bu durumda söz konusu kişiler, ikametgâhları yurt dışında olduğundan genel sağlık sigortası kapsamında tescil edilmeyeceklerdir. Ancak Türkiye'de bulundukları sürede bakmakla yükümlülük durumları yok ise gelir testine başvurarak gelir testi sonucuna göre genel sağlık sigortası hükümlerinden yararlanacaklardır.

41- Eğitim için yurtdışına giden ve sağlık sigortaları oradaki devlet veya okullar tarafından karşılanan vatandaşlar ne yapacaktır?

Bu durumdaki kişilerin de kendileri ya da Türkiye'deki yakınları tarafından ikametgâhlarının Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)?nden yurtdışındaki adres olarak güncellenmesi gerekmektedir. Bu durumda söz konusu kişiler, ikametgâhları yurt dışında olduğundan genel sağlık sigortası kapsamında tescil edilmeyeceklerdir.

42- Devlet tarafından resmi burslu olarak eğitime gönderilmiş, 25 yaş üstü olup, Türkiye’de sigortası bulunmayanlar ne yapacak?

Bu durumdaki kişilerin de kendileri ya da Türkiye'deki yakınları tarafından ikametgâhlarının Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)?nden yurtdışındaki adres olarak güncellenmesi gerekmektedir. Bu durumda söz konusu kişiler, ikametgâhları yurt dışında olduğundan GSS kapsamında tescil edilmeyeceklerdir.

43- Yabancı bayraklı gemilerde ve uluslararası sularda çalışan gemi adamlarının durumu ne olacaktır? Türkiye'ye döndüğü zaman mı sigorta kapsamına girecek?

Yabancı bayraklı gemilerde çalışan Türk vatandaşları, sosyal güvenlikleri yönüyle ikili sosyal güvenlik sözleşmelerine göre işlem yapılacaktır. İkili sosyal güvenlik sözleşmesi yoksa 5510 sayılı Kanun hükümlerine tabi olamayacaklardır. Genel sağlık uygulaması yönüyle Türkiye'ye döndüklerinde genel sağlık sigortası kapsamına gireceklerdir.

Ancak Türk bayraklı gemilerde çalışan ve uluslararası sularda bulunan gemi adamları ise 5510 sayılı Kanuna göre (4/a) kapsamında zorunlu sigortalı olmaktadır. Bu kapsamda çalışıp sefer esnasında işe alınanların sigortalılık işlemleri, sigortalıların işe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde yapılması gerekmektedir.
TÜRKİYE’DE YAŞAYAN YABANCILAR

44- Türkiye’de bir yıldan uzun süredir yaşayan ancak kendi ülkelerinde sağlık yardımlarından yararlanma hakkı bulunmayan yabancılar ne yapacaktır?

Türkiye'de kesintisiz bir yıllık ikamet süresini dolduran yabancılar, ilgili ülke kapsamında genel sağlık sigortası uygulaması yönünden sigortalı değilse bu sürenin dolduğu tarihten itibaren Kanunun (60/d) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılmışlardır. Dolayısıyla bu kişilerin genel sağlık sigortası kapsamında tescil işleminin yapılması için kesintisiz bir yıllık ikamet süresinin dolduğu tarihten itibaren bir ay içinde kendilerine en yakın sosyal güvenlik il müdürlüğü/sosyal güvenlik merkezine başvurmaları gerekmektedir.

Gelirleri brüt asgari ücretin iki katı kabul edilerek bu tutar üzerinden hesaplanacak genel sağlık sigortası primi tahakkuk ettirilecektir.

45- Ülkemizde bir yıldan fazla süre ile ikamet eden ve kendi ülkesinden sigortalı veya emekli olan İngiltere vatandaşları, Türkiye’de sağlık hizmetlerinden nasıl yararlanacaktır?

İngiltere vatandaşlarının Türkiye'de bir yıldan fazla ikamet etmeleri halinde, kendi ülkelerinden sigortalı/emekli olmalarına karşın Türkiye'de bulundukları sürede kendi mevzuatları kapsamında sağlık hizmetlerinden yararlanamamaları nedeniyle, 5510 sayılı Kanunun (60/d) bendi kapsamında müracaatlarına bağlı olarak genel sağlık sigortalısı sayılabileceklerdir.

46- Bir Türk ile evlenmiş ancak 3 yılını doldurmadığı için T.C. vatandaşı olamamış bir kadın, Türk eşinin sosyal güvencesinden yararlanabilir mi?

Kanuna göre bu kişiler, ikamet izni almaları durumunda genel sağlık sigortasından faydalanabilecektir.

47- Türkiye’de oturma izni almış, sigortası olmayıp özel sağlık sigortası bulunan yabancıların durumu ne olacak?

Kesintisiz bir yıllık ikamet süresini dolduran yabancılar, ilgili ülke kapsamında sağlık hizmetlerinden yararlanması açısından sigorta kapsamında değilse bu sürenin dolduğu tarihten itibaren bir ay içinde sosyal güvenlik il müdürlüğü/sosyal güvenlik merkezine genel sağlık sigortası giriş bildirgesi ile başvurabilirler. Bu süre içerisinde başvuruda bulunmayanlara, brüt asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanacaktır. Bu kişilerin özel sağlık sigortası kapsamında bulunması genel sağlık sigortası kapsamında sigortalı olmalarına engel teşkil etmemektedir.

48- Türkiye’de bir yıldan uzun süredir yaşayan ancak kendi ülkelerinde sigortası bulunmayan yabancılar gelir testi için sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına başvuracaklar mı?


Gelir testine müracaat hakkı, Kanunun (60/g) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılan Türk vatandaşlarına tanındığından, yabancı uyruklu olup ülkemizde ikamet edenlerin gelir testine müracaat hakları bulunmamaktadır.
BAKMAKLA YÜKÜMLÜ OLUNAN KİŞİ

49- Bakmakla yükümlü kişi olarak sağlık yardımı alan kişi, sigortalı olduğunda sağlık yardımlarından yararlanmak için 30 gün beklemek zorunda mıdır?

Bakmakla yükümlü kişi olarak anası/babası/eşi üzerinden sağlık yardımı alan kişi, genel sağlık sigortalı olması durumunda sağlık yardımlarından faydalanmak için 30 gün bekleme süresine tabi olmayacak ve işe başladığı gün itibariyle sağlık yardımlarından yararlanabilecektir.

50- Hem bakmakla yükümlü statüsünde hem de sigortalı olan birisi sağlık hizmetlerini hangi kapsamda alacaktır?

Kanuna göre zorunlu veya isteğe bağlı sigortalı olanlar aynı zamanda bakmakla yükümlülük statüsü bulunması halinde, kendi sigortalılığı esas alınarak sağlık yardımlarından yararlanacaklardır.

22 Ocak 2012 Pazar


Neler Vergi İncelemesine Sebep Olur?


Ülkemizde vergiler, temelde beyan esasına dayanmaktadır. Mükelleflerin beyanname ile vergilerini bildirmesi esasına dayanan bu sistemde, yapılan beyanların doğruluğunun incelenmesi gerekliliği doğmaktadır.

Beyanların incelenmesi suretiyle;
  • Bir yandan fiilen var olan, diğer yandan da potansiyel olarak oluşabilecek vergi kayıp ve kaçağı önlenebilir. İnceleme sonucunda, tespit edilen vergi kayıp ve kaçağı dolayısıyla alınacak vergi ve cezalar devlete ek gelir sağlar.
  • Kayıt dışı ekonomik faaliyetler engellenebilir. Böylelikle bir yandan ticaretteki haksız rekabet önlenebilir, diğer yandan vergi kayıplarının neden olacağı bütçe açıklarının ekonomide yapacağı enflasyonist etkinin önüne geçilebilir.
  • Vergi, ödeme gücüne göre alınabilir, bu suretle gelir dağılımının düzenlenmesi mümkün hale gelir.
  • Vergi kanunlarının tam ve doğru olarak uygulanması sağlanır. Bu da, devletin saygınlığını ve gücünü gösterir.

Yukarıda açıklanan gerekler, vergi incelemesine vergi kanunlarımızda yer verilmesine neden olmuş, Vergi Usul Kanunu’nda vergi incelemesi ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Bilindiği üzere, yürürlükteki vergi sistemimiz beyan esasına dayanmaktadır. Beyan esasının uygulandığı vergi sistemimizde, yoklama, inceleme, arama ve bilgi toplama gibi çeşitli kontrol araçları etkin olarak yer almaktadır.

Mükelleflerin eksik ya da beyan dışı bıraktıkları kazanç ve iratları için farklı ağırlıklarda ekonomik veya hürriyeti bağlayıcı vergi cezaları öngörülmüştür.
Vergi İncelemesinde Amaç; Vergi Usul Kanunu’nun 134’üncü maddesine göre, vergi incelemesi, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak amacıyla yapılır. İncelemeye yetkili olanlar tarafından gerek görüldüğü takdirde inceleme, işletmeye dâhil iktisadi kıymetlerin fiili envanterinin yapılmasına ve beyannamelerde gösterilmesi gereken unsurların tetkikine de teşmil edilebilir. Fiili envanterin yapılmasının gerektirdiği ve incelemeyi yapan tarafından tasdik edilen giderler Hazinece mükellefe ödenir.

Madde hükmünden anlaşılacağı üzere, vergi incelemesi yalnızca, vergi kayıp ve kaçağını tespit etmeye yönelik değildir. İncelemede, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğu araştırılıp, tespit edilmekle birlikte, vergi mükellef ve sorumlularının doğru vergi ödemeleri de sağlanır. Vergi incelemesi yapmaya yetkili elemanlar, inceleme konusu vergiyle ilgili gerçek matrahı; defter, belge, kayıt ve hesapların incelenmesinin yanı sıra, fiili durumları araştırıp incelemek suretiyle de yapabilirler.

İnceleme Zamanı; Vergi incelemesinin ne zaman yapılacağının evvelden haber verilmesi mecburi değildir. İnceleme, neticesi alınmamış hesap dönemi de dâhil olmak üzere, tarh zamanaşımı süresi sonuna kadar her zaman yapılabilir. Evvelce inceleme yapılmış veya matrahın re'sen takdir edilmiş olması yeniden inceleme yapılmasına ve gerekirse tarhiyatın ikmaline mani değildir. (V.U.K. 138)

Vergi İncelemesine Tabi Olanlar; Bu kanuna veya diğer kanunlara göre defter ve hesap tutmak, evrak ve vesikaları muhafaza ve ibraz etmek mecburiyetinde olan gerçek ve tüzelkişiler vergi incelemelerine tabidirler. (V.U.K. 137)
Vergi İncelemesinin Esasları; Vergi incelemesi yapanlar, yaptıkları inceleme sırasında aşağıdaki esaslara uymaya mecburdurlar.

  1. İncelemeye tabi olana, bunun mevzuunu işe başlamadan evvel açık olarak izah ederler;
  2. Nezdinde inceleme yapılanın muvafakati olmadıkça resmi çalışma saatleri dışında inceleme yapamazlar veya buna devam edemezler. (Tutanak düzenlenmesi ve inceleme ile ilgili emniyet tedbirlerinin alınması bu hükmün dışındadır. Ancak bu gibi tedbirler, incelemelerin, yapıldığı yerdeki faaliyeti sekteye uğratmayacak şekilde yapılır)
  3. İnceleme bitince, bunun yapıldığını gösteren bir vesika nezdinde inceleme yapılana verilir. (V.U.K. Mad.140)

Neler Vergi İncelemesine Sebep Olur?

1-     İhbar: Öncelikle bir mükellef hakkında ciddi ve somut belgelere dayalı bir ihbar varsa bu ihbarın konusuyla sınırlı olarak bir vergi incelemesi yapılabilir. Burada bir konuyu da hatırlatmak isterim ihbar kanununda yapılan ihbarın doğru çıkması sonucu yapılan tarhiyatta ihbarcıya ödül verme uygulaması halen uygulamadadır bunu daha sonraki makalelerimde yazacağım.

2-     Sahte veya muhteviyatı itibarı ile yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma: Sahte belge, yani halk diliyle naylon fatura, düzenleyen veya kullananlar Gelir İdaresi'nin kullanmış olduğu teknolojik altyapısı sayesinde elektronik ortamda rahatlıkla tespit edilebiliyor. Örneğin sahte belge düzenleyen bir mükelleften mal veya hizmet satın alırsanız bu sahte alış teknolojik imkânlarla her ay verdiğiniz alış ve satışlarınızı bildirdiğiniz beyannameler ile tespit edilmesi çok kolay ve incelemeye alınmanıza sebeptir.

3-     Düşük kar oranları: Mali tablolarınızda, faaliyette bulunduğunuz sektördeki diğer mükelleflere göre bariz derecede daha düşük oranda bir karlılık oranı gözüküyorsa vergi incelemesi geçirebilirsiniz. Düşük kar oranı haklı sebeplere dayanıyorsa korkacak bir şey yok demektir.

4- Karşıt inceleme: Mal veya hizmet alışverişinde bulunduğunuz mükelleflerin vergi incelemesi geçirmesi durumunda vergi inceleme elemanı gerek görürse sizin kayıtlarınızı diğer mükellefin kayıtları ile karşılıklı mutabakat çerçevesinde denetleyebilir.

5- Yüksek rakamlı indirim ve istisnalar: Beyannameniz üzerinde ticari bilanço karından düştüğünüz istisna veya bağış gibi indirimler çok yüksek rakamlarda ise bu rakamın doğruluğu açısından inceleme yapılabilir.


6- Diğer kurumlardan gelen bilgiler ışığında inceleme: Gelir İdaresi hem kamu kurum ve kuruluşları ile hem de başta bankalar olmak üzere özel sektör kuruluşları ile oldukça önemli bilgi paylaşımı yapmakta. Bu kapsamda, gelen verilerin değerlendirilmesi neticesinde banka hesap hareketleriniz riskli görülebilir. Ya da E devlet sistemi sayesinde başka kurumlarda yaptığınız işlemler vergi kaybına sebep olduğu tespit edilebilir örneğin yapmış olduğunuz gayrimenkul alım satım işlemleri sebebiyle incelemeye alınabilirsiniz.

7- Sektör incelemeleri: Faaliyette bulunduğunuz sektörde vergi kaybı yaratan bir husus tespit edildiğinde tüm sektör firmaları bu hususla sınırlı olarak incelenebilir. Geçmiş yazılarımızda yeni vergi programları sayesinde belirlenen rasyolar dikkate alınarak çok çeşitli yöntemlerle hem sektörel hem de bölgesel inceleme yapılabileceğini ayrıntılı açıklamıştım

Ülkemizde vergi inceleme oranının geçen yıllarda %2–3'lerde olduğunu bu %2–3’lük denetim oranın artık hayal olacağı bu oranların %40–45’lere çıkacağını incelemeler sonucunda mükelleflerin çok ciddi maddi yüklerle karşılaşabileceğini söyleyebiliriz. Korkulu rüya görmek istemeyen mükelleflerin yukarıda saydığımız sebepleri dikkate almaları ve işlemlerini gerçekleştirirken bunları göz önünde bulundurmalarını tavsiye ederim.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Tazminat ve Vergi İlişkisi

Gelir, bir gerçek kişiye aittir, kişiseldir ve vergilendirilmesinde ise, gelire ticari kazanç adı verilmiş “gelir vergisi” adı verilen ayrı bir vergilendirme sistemine tabi tutulmuştur. Kurum kazancı tüzel kişiliğe aittir ve vergi hukuku bu tüzel kişiliği anlatım için kurum sözcüğünü kullanmaktadır, kurumların gelirine de “kurum kazancı” adını vermektedir.

I- GİRİŞ

İster ticari kazanç olsun, isterse kurum kazancı olsun her iki gelir de ilke olarak belgelendirilmiş ve yasaların indirilmesini uygun gördüğü giderler indirildikten sonraki yıllık tutar üzerinden vergilendirilmektedir. Gerçek ve tüzel kişilere ait işletmelerin günümüzde ödeme durumunda kaldıkları gider türleri ise sayılamayacak kadar çoktur, bu nedenle dönem kârından indirilecek giderlerin vergi yasalarında tek tek sayılma olanağı yoktur, onun için ister ticari, ister kurum kazancından indirilecek olsun, giderlere ait genel bir ilke olarak “ticari kazancın elde edilmesi ve sürekliliğinin sağlanmasına” yönelik bir gider olma koşulu ölçü olarak getirilmiştir.
Bu ölçü hem soyut bir ölçüdür, hem de çok genellik içeren bir ölçüdür. Uygulamada anlam bakımından yorum farklarına neden olması kaçınılmazdır. Vergi yasaları bu ölçüye ek olarak ilk ölçü ana esas ölçü olmak üzere “sözleşmeye veya yargı kararına ya da kanun emrine” uygun olarak işletmeler tarafından ödenen giderlerde dönem kazançlarından indirilebilmektedir. Birinci ölçüye oranla bu ölçü daha somut bir ölçüdür ama yinede oluş biçimine göre zaman zaman yoruma gereksinme göstermektedir. Biz bu çalışmamızda binlerce gider türü arasından kendine özgü bir yapısı olan “tazminat” adı ile yasalarımızda yer alan “zarar karşılığı” olarak ortaya çıkan bu gider türünü seçmiş bulunuyoruz. Tazminatın bir gider olarak dönem kazancından indirilebilmesinde yukarıdaki ölçüleri göz önüne alarak indirim kararı verirken bir vergileme hatası yapmamak için her tazminat ödemesinde olayı her yönüyle özen ve titizlikle değerlendirmemiz gerekmektedir. Ödenen tazminatların oluşumu ve ölçülere uyum derecesinin saptanması yoruma açık bir konudur, bu nedenle “yasanın anlam bakımından uygulanması” büyük önem taşımaktadır. Ölçütler uygulamada hem sözel hem de özde bir birine uyum içinde olmalıdır, gerek vergi yönetiminin yönetsel yorumları (özelge ve sirkülerler) gerekse yargı yerlerinin yargısal yorumları özenle izlenmelidir.

II- TAZMİNAT KAVRAMI

Tazminat Arapça bir sözcüktür, Türkçesi “ödence” olarak saptanmış olmasına karşın bu sözcük pek kullanılmamaktadır. Tazminat, bir zarar karşılığında ödenen paradır. Zarar ise, mal ya da manevi varlıkta ortaya çıkan bir eksilmedir, tazminat bu eksilmeyi tamamlama işlemidir.
Haksız fiil sonucu doğan zarar; haksız fiil sahibine eksilmeyi, giderme yükümlüğü yükler. Eksilmeyi giderme yükümlülüğü fiil sahibi için ödenmesi gereken bir borçtur. Borcun üst sınırı ya yasalarla belirlenmiş olur ya da doğan zarar kadardır. Bu açıklamadan zarar ile ödemenin (tazminatın) eşit olacağı anlamı çıkarılmamalıdır, “kadar” sözcüğü kabul edilebilir bir yakınlık anlatımıdır.
Eksilme ya mal varlığından olur ya da kişisel varlığa yönelmiş olur. Kişisel varlığa yönelik zarara halk dilinde manevi zarar denmektedir.
Mal varlığında oluşan eksilme haksız bir fiil sonucu ortaya çıkar. Örneğin, sahte belge düzenleme gibi. Maddi zararların somut olarak kanıtlanması her zaman olanaklıdır. Manevi zarar ise, haksız bir eylem sonucu kişinin kişiliğinden oluşan bir zarardır. Kişinin kişiliğinde acı, elem ve ızdırap adı verilen “duygu” içerikli parayla ölçümü zor, soyut zarar doğuran bir eylem söz konusudur.
Sigortacılık, doğal ya da doğal olmayan risklerden doğabilecek zararların karşılanmasını kurumsal olarak bir gelir karşılığında üstlenmiş işletmelerdir. Sigorta işletmelerinin zarar karşılığı ödentilerine sigortacılık dilinde “sigorta tazminatı” adı verilir. Sigorta tazminatı ödeyen sigorta işletmeleri bu ödentileri çoğunlukla daha önce aldıkları sigorta gelirlerinden ayırdıkları karşılıklardan düşerek öderler ve bu nedenle bu tazminatlar gider sayılmaz.
Maddi ya da maddi olmayan zararlar, ya doğrudan ya da dolaylı oluşabilir. Bazı hallerde yansıma yoluyla da oluşabilir. Zarara maruz kalan üçüncü kişilerde hiç şüphesiz zararın tazminine zararı kanıtlayabilirlerse hak kazanırlar.
Tazminata hak kazanabilmek için mutlaka haksız fiili ile fail arasında uygun bir “illiyet bağı” bulunması zorunludur. Bilindiği gibi hukuk dilinde “illiyet bağı”, “neden”, “sonuç” ilişkisidir. Zararın fiili ile somut bir bağlantısı olmalıdır.

III- TAZMİNATIN VERGİ İLE İLİŞKİSİ

Vergi yükümlüleri zaman zaman istemeyerekte olsa “zarar” doğurucu fail durumuna düşebilmekte ve “tazminat” ödeme durumunda kalabilmektedirler. Ödeme durumunda kaldıkları tazminatlar vergi yasalarında yer alan koşulları taşıyorsa, kanunen kabul edilebilen bir gider sayılmakta ve dönem gelirinden indirilebilmektedir. Ancak vergi yasalarındaki koşulları taşımayan tazminatların dönem gelirinden indirilmesi olanaksızdır. Bu işin en zor yanı yoruma dayandığı için hangi nitelikleri taşıyan tazminatlar indirilebilecek, hangileri indirilemeyecek buna karar verme bizleri zorlamaktadır. İndirilebilir kararına ölçü olarak Yasa “işle ilgili olma” ya da “ilama veya kanun emrine” uygun olma koşulunu koymuştur. “İşle ilgili olma” koşulu çok geniş kapsamlı yoruma açık bir kavramdır, bu nedenle “vergi yönetiminin yönetsel yorumları” ve bu konudaki “yargı yerleri yargısal yorumları” bize yol göstermektedir. Konuyu gerçek kişiler açısından “Gelir Vergisi Kanunu’nu” tüzel kişiler açısından “Kurumlar Vergisi Kanunu’nu” ayrı ayrı ele alarak irdelemek yararlı olacaktır.
İş sağlığına ve güvenliğine işletmelerin gereken önemi göstermemesi sonucu ülkemizde her yıl ortalama 800 işçimiz yaşamını yitirmekte, ortalama 75.000 işçimiz ise yaralanmaktadır.
İş kazaları, ya işçinin kendi kişisel hatasından kaynaklanabilir ya da işverenin gereken önlemleri almamasından kaynaklanabilir. İş kazası ister işçinin kendi kusurundan kaynaklanmış olsun, isterse işverenin gereken önlemleri almamasından kaynaklanmış olsun, “işle ilgili” olmadığı iddia edilemez. Yargı, iş kazası nedeniyle kazaya uğrayan işçiye ya da geriye kalan yakınlarına bir tazminat ödenmesine karar vermiş ise, ödenen tazminatın yargı kararıyla olmadığını kimse söyleyemez. Eğer iş kazası ile ilgili tazminat ödemesi “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu”na göre yapılmışsa bu ödemenin “kanun emri” ile yapılmadığı iddia edilemez.
Bu durumda iş kazası nedeniyle işletmenin ödediği tazminat işletmenin dönem kârından indirilebilecek midir? Yukarıda da açıklamaya çalıştığımız gibi vergisel açıdan getirilen ölçütlere tamamen uymaktadır. Ancak, fiil işletme ya da işçi açısından “kusur” içermektedir, bu nedenle kişisel kusura dayandığı için dönem kârından indirilemeyecektir ya da indirilirse vergisel açıdan uyuşmazlık yaratabilecektir.

A- GELİR VERGİSİ AÇISINDAN

Gelir vergisi “işle ilgili olma şartıyla mukavelenameye, ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar” gider olarak kabul edilir, hükmünü içermektedir (GVK md. 40/3).
Yasa’nın getirdiği koşulları teker teker ele alıp irdelemek yararlı olacaktır.

1- Ticari Kazancın Elde Edilmesi ve İdame Ettirilmesi

Eğer bir tazminat sözleşmeye, ilama veya kanun emrine dayanmıyorsa, işle ilgili olsa bile gider yazılamaz ve dönem kazancından indirilemez.

2- Tazminatın Sözleşmeye Dayanarak Ödenmesi

Sözleşme, iki tarafın, hukuksal sonuca yönelik, karşılıklı ve birbirine uygun iradelerini açıklamalarıyla oluşan bir hukuksal işlemdir. Sözleşmeler hukuka, ahlaka uygun olmalı ve imkânsız olmamalıdır. Bu kısıtlamalar dışında konusu tarafların iradesi ile oluşur ve bazı hallerde karşılıklı “tazminat” ödemeyi de içerebilir. Yasalara uyum içinde olan her sözleşme bir yasa gücü sayılabilir ve tarafları bağlar. Bir sözleşme “tazminat ödeme”yi içeriyorsa, sözleşmenin uygulanmasında sözleşmeye uymayan bir fiil doğarsa ve karşı taraf bu sözleşmeye aykırılık dolayısıyla bir zarara uğramışsa, fiili ile zarar arasında bir illiyet bağı var ise tazminat borcu doğar. Sözleşmeye dayalı olarak ödenecek tazminatın gider yazılabilmesi ve dönem ticari kazanç ya da kurum kazancından indirilebilmesi için “işle ilgili olması” zorunludur, işle ilgili değil ise, o takdirde gider de yazılamaz ticari ya da kurum kazancından indirilemez.

3- İlam ya da Kanun Emrine Dayanması

İlam yargının verdiği kesin kararın bir belgesidir. Bu belgeler ilgili yargı ya da yargıçlar tarafından onanmış olur. Tazminat ödenmesi bir yasal kurala dayanıyorsa ve bu kurala dayanmış olarak ödenmiş ise, yine her iki halde de işle ilgili olması gerekmektedir. Örneğin, trafik kazalarının oluşumuna bağlı olarak gerçek kişiler ya da tüzel kişiler tazminat ödeme durumunda kalabilirler. Tazminat ödeme, aracı kullananın hatasından kaynaklanıyorsa işle ilgili olsa bile kanun hükmüne dayanmadığı için gider yazılamaz ve dönem ticari kazancından indirilemez.
Zarar, ziyan ve tazminatın ödenmiş olması koşulu bir yasa buyruğudur, tahakkuk eden bir zarar, ziyan tazminat ödenmedikçe “tahakkuk” yoluyla gider yazılamayacaktır (GVK md. 40/3).

B- KURUMLAR VERGİSİ AÇISINDAN

Gelir Vergi Kanunu’nda tazminatın gider yazılıp yazılamayacağına ait yukarıda sıraladığımız yasal hükümler aynen kurumlar vergisi yükümlüleri içinde geçerlidir (KVK md. 6).
Kurumlar Vergisi Kanunu’nda “sigorta ve reasürans ortaklıklarında bilanço gününde hükmü devam eden sigorta sözleşmelerine ait olup fıkrada belirtilen teknik ve tazminat karşılıklarının gider olarak indirilebileceği hükme bağlanmıştır (KVK md. 8/e). Kurum kazancının tespitinde “muallak hasar ve tazminat karşılıkları, tahakkuk etmiş ve hesaben tespit edilmiş hasar ve tazminat bedelleri veya bu hesap yapılmamışsa hasar ve tazminatın ve bunlarla ilgili tüm masrafların tahmini değerleri ile gerçekleşmiş, ancak rapor edilmemiş hasar ve tazminat bedelleri ve bunlara ilişkin masraflardan reasürör payı düşüldükten sonra kalan tutar ile saklama payına isabet eden muallak hasar karşılığı yeterlik farklarından oluşan” giderlerde indirilebilir (KVK md. 8/1 bendi).
Yurt dışına ödenecek tazminatlarda yurt içindeki benzeri tazminatlara yapılan vergisel işlemler aynen uygulanabilir.

IV- SONUÇ VE ÖNERİLER

Tazminat kavramı içerik bakımından oldukça geniş kapsamlı bir kavramdır. Vergisel açıdan ve muhasebe dili açısından bir “gider”dir. Her gider gibi, yasal koşulları taşıması halinde dönem kârından indirilebilir. Hangi tür tazminatların işletmelerin dönem kârından indirilebileceği soyut ya da somut sayılabilecek vergisel yasal kurallara bağlanmıştır, yasal kurallar gelirden indirilebilecek tazminata da diğer giderler gibi ölçü oluşturmaktadır. Burada sorun ölçülerin hem sözsel hem de özde doğru kullanılmasının işletmeler tarafından vergi yönetimiyle bu konuda bir uyuşmazlığa meydan vermeyecek şekilde kullanılmasının başarılmasıdır.
Bu çalışmamız işletmelere konunun önemini bir kez daha hatırlatmaktır, ne yazık ki yasalar işletmelere “yorum hakkı” vermediği gibi “hata” yapma hakkı da vermemiştir.
Prof. Dr. Salih ÖZEL