| |
| Ücret iş ilişkisinin temel unsurlarından birisidir. İş Kanunu ücretin ödenmesine ilişkin son derece önemli düzenlemeler getirmektedir. Ücret; enflasyon veya yaşam koşulları çerçevesinde kimi zaman yetmemekte, çalışan, ihtiyaçlarınıkarşılayabilmek adına zam talebi veya beklentisi içerisine girmektedir. | |
| Peki işveren çalışanın ücretine zam yapmak zorunda mıdır? | |
| Öncelikle kuralı ifadelim: | |
| Eğer sözleşme veya toplu iş sözleşmesi ile işveren zam yapma taahhüdünde bulunmadı ise, çalışanın ücretine zam yapmak zorunda değildir. | |
| Bu çerçevede eğer işyerinde işveren zam yapmama kararı aldı ise, bu durum çalışana iş sözleşmesini haklı nedenle fesih hakkı kazandırmamaktadır. | |
| Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2003/3506 Esas, 2003/16024 Karar, 03.10.2003 tarihli kararında bu husus şuşekilde belirtilmiştir: | |
| “Davalı tanıklarıdavacının zam talebinin işveren tarafından kabul edilmemesi sebebiyle davacının işyerini terkettiğini bildirmişlerdir. Davacı tanıklarından birisi fesih konusunda bilgi vermemiş, diğeri ise işyerinde davacı ile birlikte gelindiğini, isveren tarafından işe alınmadığını bildirmiştir. Fesih konusunda bilgi veren davacı tanığı işyerinde çalışan kişi olmadığı ve tanık olduğu olayın tarihi ile ilgili somut bilgi vermediği anlaşıldığından işyerinde çalışan ve görgüye dayalı bilgi veren davalı tanıklarının beyanlarına itibar edilmesi gerekir.Ücret zammı talebinin kabul edilmemesi sebebiyle işyerini terk 1475 SayılıYasanın 16.maddesine uygun akdin feshi sebebi sayılamaz.” | |
| Peki işveren emsal nitelikteki çalışanlardan birisinin ücretine zam yapıp, diğerine zam yapmayabilir mi? | |
| Ücrete zam yapılmasıişverenin yönetim hakkı kapsamında kalan bir husustur. Yönetim hakkı; işverenin keyfi ve tutarsız işlemler yapması anlamına gelmemelidir. Keyfi ve sübjektif fiillerin yargı denetime tabi olacağı unutulmamalıdır. | |
| İş Kanunu madde 5’te yer alan “eşit işlem ilkesinden” yola çıkarak, işverenin performanstan vd objektif koşullardan kaynaklanan nedenler gerektirmedikçe, emsal konumda çalışanlar arasında farklı bir uygulamaya gitmemesi gerektiği kanaatindeyiz.İşveren, ücretlere yapılacak zam konusunda hangi kriterleri uygulayacaksa, bunu öncelikli olarak çalışana tebliğ etmeli, eğer bu konuda performansa dayalıilkeler varsa bu konuda çalışanını mutlaka bilgilendirmelidir. Performansa dayalı bir zam politikası söz konusu olduğunda ise, işçiden beklenen yeterlilik seviyesi ile dönem sonundaki işçinin yeterlilik düzeyi objektif bir şekilde ölçümlenmeli, işçinin kendisi dışında kalan sebepler (ekonomik kriz, sektörel daralma vs) gibi unsurlar da gözetilerek çalışanın zamma esas performansı doğru ve gerçekçi bir şekilde tespit edilmelidir. | |
| Şu halde zamda farklılık oluşturan sebeplerin objektif ve tutarlı temellere dayanması şart olup, keyfi bir şekilde işlem yapılması hukuka aykırılık teşkil edecektir. | |
| Yargıtay’ın bu konudaki yaklaşımını da dilerseniz iki örnek karar ile açıklamaya çalışalım. | |
| Bu kararlardan ilkinde, işyerinde çalışan tüm işçilere zam yapılıp sadece bir işçiye zam yapılmaması halinde çalışanın haklı nedenle derhal sözleşmeyi feshetme hakkının olduğu şu ifadelerle belirtilmektedir: | |
| “ Dosya içeriğinden davalı işverenin işyerindedavacı dışındaki tüm işçilere ücret zammı yaptığı halde davacının ücretine zam yapmadığı, bu hususu davalı ile davacının görüştüğü buna rağmen davalıişverenin davacı ücretine zam yapılmayacağını açıklaması üzerine mesai bitiminde davacının işyerinden ayrıldığı; anahtarı işyerine bıraktığı; bir daha işyerine gelmemek suretiyle iş akdinin davacı tarafından sona erdirildiği anlaşılmaktadır. İşveren diğer işçilerin ücretlerine zam yaptığı halde davacıücretlerine zam yapmamak suretiyle eşit işlem yapma borcuna aykırı davrandığıdavacının ısrarına rağmen bu eylemini sürdürdüğü; bu nedenle hizmet akdini davacının feshetmekte haklı olduğu sonucuna varıldığından”[1][1][2] | |
| Diğer kararda ise verimsizlik yönünde herhangi bir tespit bulunmamasına rağmen, bir işçiye diğerinden daha az zam yapılması durumu gündeme getirilmekte ve bu durumda maaşına daha az zam yapılan işçinin yaptığı feshin haklı nitelikte olduğu şu ifadelerle belirtilmektedir: | |
| “Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, işyerinde çalışan işçilere Nisan 2003 tarihinde 90.000.000. TL zam yapıldığı halde, davacı işçiye verim düşüklüğünden söz edilerek bu ücret artışının 20.000.000.TL uygulandığıanlaşılmaktadır. Davacı işçinin verimsiz çalıştığına dair işverence yapılmış bir tespit de bulunmamaktadır. İşverenin gerekçesiz olarak davacıya emsallerinden daha az ücret artışı yapması, işçiye iş sözleşmesini haklı olarak fesih imkanıvermektedir. Davacı işçinin işverenin bu beyanı üzerine işyerinden ayrıldığıişverence tutulan tutanaklar ile dinlenen tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Davacı işçinin iş sözleşmesini feshi haklı nedene dayandığından kıdem tazminatıisteğinin kabulü gerekir.”[3][2][4] | |
| Şu halde yukarıda yer alan Yargıtay kararlarından da açık bir şekilde görüldüğü üzere, eşit işlem ilkesine aykırı bir şekilde emsal çalışanlar arasında objektif ve verime ilişkin nedenler zorunlu kılmadıkça yapılan farklı zam uygulamalarını çalışan kabul etmek zorunda değildir. Çalışanın bu durumlarda kıdem tazminatını talep ederek haklı nedenle işten ayrılma hakkı bulunmaktadır. | |
| Böyle bir durumun öğrenilmesi halinde çalışanın öncelikle işverene; zam uygulamasının keyfi ve hukuka aykırı olduğunu, bu uygulamayı bir an önce değiştirmesi ve eksik olarak ödenen ücretin kendisine ödenmesi gerektiği aksi takdirde sözleşmeyi haklı nedenlerle feshedeceği yönünde bir ihtar göndermesi ve bu ihtarın neticesine göre hareket etmesinin yerinde olacağını düşünmekteyiz. | |
| Sonuç itibariyle; bir taahhüt verilmedikçe, işveren işyerindeki tüm çalışanlara zam yapmakla mükellef değildir. Böyle bir durumda çalışanın zam talebi işveren tarafından yerinde görülmediğinden işçitarafından yapılacak fesih haklı nedenli sayılamayacak ve işçi kıdem tazminatına hak kazanamayacaktır. | |
| Buna karşılık işveren işçilere zam yapmak istediği takdirde, bunun koşul ve şartlarını açık birşekilde belirtmeli; bölüm, departman ve bölge kapsamında farklı uygulamalara gidiyorsa buna ilişkin objektif kıstaslarını ortaya koymalıdır. Bu ifademizden işyerinde çalışan her işçiye aynı oranda zam yapılması gerektiği şeklinde bir anlam çıkarılmamalıdır. İşveren, zam konusunda farklı uygulamalara gidebilir ancak bu farklı uygulamanın yukarıda belirttiğimiz gibi kendi içerisinde tutarlı, objektif, gerçek ve denetime elverişli sebeplerinin bulunmasıgerekmektedir. İşverenin bu konudaki fiilleri kesinlikle keyfi ve sübjektiflikten uzak bir nitelik arz etmelidir. Aksi takdirde çalışan tarafından yapılacak fesih haklı nedenle fesih sonucunu doğuracaktır. | |
| Av.Alper YILMAZ | |
| [1][1][1]9. HUKUK DAİRESİ E. 2004/8671K. 2004/24558T. 1.11.2004 | |
| [3][2][3]9. HUKUK DAİRESİ E. 2005/9518K. 2005/12140T. 05.04.2005 |
16 Ocak 2012 Pazartesi
15 Ocak 2012 Pazar
DEFTERLERİN KAPANIŞ TASTİKLERİNİN UNUTMAYIN
Ticari işletmelerin tutmak zorunda oldukları defterler ve bunların tasdikine ilişkin hükümler hem Vergi Usul Kanunu'nda (VUK), hem de Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) yer alıyor. Söz konusu kanunlara göre tutulması gereken defterler için açılış tasdiki, ara tasdik ve kapanış tasdiki olmak üzere üç tür tasdik söz konusu...
Açılış tasdiki, defterler kullanılmaya başlanılmadan önce yaptırılan tasdik olup hem VUK hem de TTK açısından zorunlu. Ara tasdik, VUK'ta düzenlenmiş olup, tutulmakta olan defterlerin ertesi yılda da kullanılacak olması halinde, defterlerin kullanılacağı dönemin ilk ayı içinde yaptırılan tasdik işlem. Kapanış tasdiki ise TTK'ya göre defterlerin kullanıldıkları dönemin sonunda yaptırılan tasdik işlemi.
Defterlerin açılış tasdikinin yaptırılmaması, hem vergi hem de sosyal güvenlik uygulamalarında idari para cezası uygulanmasını gerektirirken; kapanış tasdikinin yaptırılmamış olması, başta defterlerin sahibi lehine delil olarak kabul edilmemesi olmak üzere birçok olumsuz sonuç doğuruyor. Bu nedenle de kapanış tasdiki, en az açılış tasdiki kadar önemli.
KAPANIŞ TASDİKİ
Vergi Usul Kanunu'na göre defterin kapanış tasdiki zorunlu değil. Defterlere kapanış tasdiki yaptırılması Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan bir zorunluluk olup, sadece yevmiye defteri ve envanter defteri için söz konusu.
TTK'ya göre, yevmiye defterinin yeni senenin en son ocak ayı sonuna kadar notere ibraz edilerek, kapanış tasdikinin yaptırılması gerekiyor (TTK md. 70). Buna göre, 2011 yılı yevmiye defterinin kapanış tasdikinin, içinde bulunduğumuz Ocak ayı sonuna kadar yaptırılması gerekiyor. Envanter defterinin ise en geç Mart ayının sonuna kadar envanter işlemleri tamamlanarak, Nisan ayı sonuna kadar notere ibraz edilmesi ve kapanış tasdikinin yaptırılması gerekiyor (TTK md. 72).
KAPANIŞ TASDİKİ NEDEN ÖNEMLİ?
Defterlerin kapanış tasdikinin yaptırılmamasının doğuracağı sonuçları şöyle sıralamak mümkün;
l TTK, Kanun'a uygun olarak tutulan ve birbirini teyit eden ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılmasına imkan tanıyor (TTK md. 85). Kapanış tasdiki de kanuni bir zorunluluk olduğundan, kapanış tasdikinin yaptırılmaması halinde söz konusu defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılması mümkün olmuyor.
l TTK'da, Kanun'da sayılan defterleri hiç veya Kanuna uygun şekilde tutmayanların ağır para cezası (adli para cezası) ile cezalandırılmaları öngörülüyor (TTK md.67/3). Kapanış tasdiki de Kanun'da öngörülen bir zorunluluk olduğundan, bu zorunluluğa uymayanların adli para cezası ile cezalandırılmaları söz konusu olabilecek.
l İcra İflas Kanunu'na göre, ticari defterlerini hiç ya da Kanun'a uygun olarak tutmayanlar, iflas ettiklerinde, 'taksiratlı müflis' sayılmakta ve Türk Ceza Kanunu'na göre cezalandırılmaktadırlar (İİK md.310/5). Dolayısıyla söz konusu hüküm, gerekli defterlere kapanış tasdiki yaptırmayanlar açısından da geçerli.
AKLINIZDA BULUNSUN
Açılış tasdikini unuttuysanız!
Mükelleflerin 2012 yılında kullanacakları defterleri 2011 Aralık ayında tasdik ettirmeleri gerekiyordu. Ancak bu süreyi kaçıranlar veya 2012 yılında kullanacakları defterleri tasdik ettirmeyi unutanlar için ay sonuna kadar kullanabilecekleri bir kolaylık var. 2011 yılı defterine ara tasdik yaptırmak. 2012 yılında kullanacağınız defterleri aralık ayında tasdik ettirmeyi unuttuysanız, 2011 yılında kullandığınız defterlere ocak ayı sonuna kadar ara tasdik yaptırarak, defterlerinizi yasal süresinde tasdik ettirmemiş olmaktan dolayı cezalı duruma düşmekten kurtulabilirsiniz.
Ticari işletmelerin tutmak zorunda oldukları defterler ve bunların tasdikine ilişkin hükümler hem Vergi Usul Kanunu'nda (VUK), hem de Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) yer alıyor. Söz konusu kanunlara göre tutulması gereken defterler için açılış tasdiki, ara tasdik ve kapanış tasdiki olmak üzere üç tür tasdik söz konusu...
Açılış tasdiki, defterler kullanılmaya başlanılmadan önce yaptırılan tasdik olup hem VUK hem de TTK açısından zorunlu. Ara tasdik, VUK'ta düzenlenmiş olup, tutulmakta olan defterlerin ertesi yılda da kullanılacak olması halinde, defterlerin kullanılacağı dönemin ilk ayı içinde yaptırılan tasdik işlem. Kapanış tasdiki ise TTK'ya göre defterlerin kullanıldıkları dönemin sonunda yaptırılan tasdik işlemi.
Defterlerin açılış tasdikinin yaptırılmaması, hem vergi hem de sosyal güvenlik uygulamalarında idari para cezası uygulanmasını gerektirirken; kapanış tasdikinin yaptırılmamış olması, başta defterlerin sahibi lehine delil olarak kabul edilmemesi olmak üzere birçok olumsuz sonuç doğuruyor. Bu nedenle de kapanış tasdiki, en az açılış tasdiki kadar önemli.
KAPANIŞ TASDİKİ
Vergi Usul Kanunu'na göre defterin kapanış tasdiki zorunlu değil. Defterlere kapanış tasdiki yaptırılması Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan bir zorunluluk olup, sadece yevmiye defteri ve envanter defteri için söz konusu.
TTK'ya göre, yevmiye defterinin yeni senenin en son ocak ayı sonuna kadar notere ibraz edilerek, kapanış tasdikinin yaptırılması gerekiyor (TTK md. 70). Buna göre, 2011 yılı yevmiye defterinin kapanış tasdikinin, içinde bulunduğumuz Ocak ayı sonuna kadar yaptırılması gerekiyor. Envanter defterinin ise en geç Mart ayının sonuna kadar envanter işlemleri tamamlanarak, Nisan ayı sonuna kadar notere ibraz edilmesi ve kapanış tasdikinin yaptırılması gerekiyor (TTK md. 72).
KAPANIŞ TASDİKİ NEDEN ÖNEMLİ?
Defterlerin kapanış tasdikinin yaptırılmamasının doğuracağı sonuçları şöyle sıralamak mümkün;
l TTK, Kanun'a uygun olarak tutulan ve birbirini teyit eden ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılmasına imkan tanıyor (TTK md. 85). Kapanış tasdiki de kanuni bir zorunluluk olduğundan, kapanış tasdikinin yaptırılmaması halinde söz konusu defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılması mümkün olmuyor.
l TTK'da, Kanun'da sayılan defterleri hiç veya Kanuna uygun şekilde tutmayanların ağır para cezası (adli para cezası) ile cezalandırılmaları öngörülüyor (TTK md.67/3). Kapanış tasdiki de Kanun'da öngörülen bir zorunluluk olduğundan, bu zorunluluğa uymayanların adli para cezası ile cezalandırılmaları söz konusu olabilecek.
l İcra İflas Kanunu'na göre, ticari defterlerini hiç ya da Kanun'a uygun olarak tutmayanlar, iflas ettiklerinde, 'taksiratlı müflis' sayılmakta ve Türk Ceza Kanunu'na göre cezalandırılmaktadırlar (İİK md.310/5). Dolayısıyla söz konusu hüküm, gerekli defterlere kapanış tasdiki yaptırmayanlar açısından da geçerli.
AKLINIZDA BULUNSUN
Açılış tasdikini unuttuysanız!
Mükelleflerin 2012 yılında kullanacakları defterleri 2011 Aralık ayında tasdik ettirmeleri gerekiyordu. Ancak bu süreyi kaçıranlar veya 2012 yılında kullanacakları defterleri tasdik ettirmeyi unutanlar için ay sonuna kadar kullanabilecekleri bir kolaylık var. 2011 yılı defterine ara tasdik yaptırmak. 2012 yılında kullanacağınız defterleri aralık ayında tasdik ettirmeyi unuttuysanız, 2011 yılında kullandığınız defterlere ocak ayı sonuna kadar ara tasdik yaptırarak, defterlerinizi yasal süresinde tasdik ettirmemiş olmaktan dolayı cezalı duruma düşmekten kurtulabilirsiniz.
10 Ocak 2012 Salı
1.7 Milyon Kişiye Sigorta Uyarısı
İSTANBUL - 1 Ocak 2012 tarihi itibariyle nüfusun tamamı Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamına alındı.
Türkiye’de yaklaşık 63 milyon kişi SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı mensubu. 9.1 milyon kişi ise yeşil kartlı. 127 bin tutuklu ve hükümlü; 650 bin er, erbaş ve yedek subaylar ile banka sandıkları mensupları ise 2013 yılından itibaren GSS kapsamına girecek. Ancak bunların dışında kalan 1milyon 700 bin kişinin ise hiçbir sosyal güvencesi yok.
Hürriyet gazetesinin haberine göre; kayıt dışı çalışan 18 yaş ve üzerindeki gençler, işsiz üniversite mezunları, sigortalı olmayıp sağlık giderlerini kendi cebinden karşılayanlar, sigortasız tarım işçileri, ev hizmetlerinde çalışanlar, geçici sözleşmeliler GSS kapsamına alınacak.
Kanun göre bu kişilerin 1 ay içinde Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlükleri ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları’na başvurmaları gerekiyor. Burada yapılacak gelir testine göre de prim ödemek zorunda kalacaklar.
SGK yetkilileri, bu kişilerin büyük bölümünün gelir seviyesinin düşük olduğunu tahmin ederken, bir de uyarıda bulunuyorlar: “1 ay içinde başvurmazlar ise asgari ücretin 2 katından fazla gelirleri olduğu varsayılarak, sağlık hizmetlerinden yararlanmaları için aylık 213 lira prim ödeyecekler.”
SGK, 1 milyon 700 bin kişiye bir de mektup gönderecek. Mektupta bu kişilere hak ve yükümlülükleri anımsatılacak. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına başvurarak, ‘gelir testi’ yaptırmaları gerektiğinin altı çizilecek.
KİM NE KADAR ÖDEYECEK?
Gelir testi yapılarak, bu kişilerin ‘aylık’ ne kadar prim ödemeleri gerektiği ortaya çıkacak.
13 ayrı kuruma bağlanılarak, 28 ayrı parametre üzerinden kişinin gelir sorgulaması yapılacak.
Aile içindeki kişi başı geliri asgari ücretin üçte birinden fazla olan bütün vatandaşlar Genel Sağlık Sigortası primi ödemek zorunda kalacaklar. Buna göre;
Geliri brüt asgari ücretin üçte biri (295 TL) ile asgari ücret (886,5 TL) arasında olanlar aylık 35,4 TL ödeyecek.
Asgari ücret ile asgari ücretin iki katı (1.773 TL) arasında olanlar aylık 106,4 TL ödeyecek.
Geliri asgari ücretin iki katından daha fazla olanlar aylık 212,8 TL zorunlu sağlık primi ödeyecek.
Sosyal güvencesi olmayan ve gelir testi yaptırmayan vatandaşların da aylık geliri asgari ücretin iki katından (1.773 TL) fazla kabul edilecek ve aylık 212,8 TL prim alınacak.
YEŞİL KARTLILAR NE OLACAK?
Yeni sistemle ‘yeşil kartlı’ ifadesi de tarihe karıştı. Bunun yerini 60-C-1 ifadesi aldı. Yani
5510 sayılı Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 60. maddesi, c-1 fıkrası hükmüne tabi olanlar, eskinin yeşil kartlıları olacak.
Aylık geliri brüt asgari ücretin, yani 886.5 liranın üçte birinden az olanlar; bir başka ifadeyle 295 liranın altında olanlar 60-C-1 kapsamında olacak ve sağlık primini devlet üstlenecek.
Bunun anlaşılması içinse yeşil kartlıların vize süresinin dolmasının ardından Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’na başvurarak ‘gelir testi’ yaptırmaları gerekecek. Bu test sonucu bir hanede 4 kişi yaşıyorsa 4 kişinin geliri toplanıp 4’e bölünecek. Çıkan rakam asgari ücretin üçte birinden az ise 34 liralık sağlık primini devlet ödeyecek.
Yeşil kartlılar da vize sürelerinin dolmasından itibaren 1 ay içinde gelir testi yaptırmazlar ise; gelirlerinin bin 773 liranın üzerinde olduğu varsayılarak aylık 213 lira prim ödemeleri gerekecek.
3 AYDA BİR GÜNCELLENECEK
Tüm vatandaşlar için gelir testi üç ayda bir düzenli olarak, sistem tarafından otomatik olarak yapılır hale gelecek. Böylece devlet, 3 ayda bir kimler için sağlık primi ödeyeceği konusunu güncellemiş olacak. Geliri 295 liranın üzerine çıkanlar da sağlık primini kendileri ödemeye başlayacaklar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)